Doğrusu, geçmişte olduğu gibi din, bugün de –Allah’ın inayet ve keremiyle– bir kere daha kalb ve gönüllerde rüsuh bulmaktadır. Asr-ı Saadet’te yaşanan aşk, iştiyak ve heyecan, –Allah’a sonsuz şükürler olsun ki– bugün yeniden bir kere daha yaşanmakta ve ümit bahşeden bu manzara âdeta hicranlı sinelere su serpmektedir. Allah’ın (celle celâluhu), “… ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini oturtup sağlamlaştıracak…” şeklindeki gaybî ihbarı, bir kere daha tedricî olarak tekerrür etmektedir.
“Ve O, korkularının ardından onları (tam) bir güvene erdirecektir.”
Habbab b. Eret anlatıyor: Müslümanlar Mekke’de sığınacak bir yer bulamıyorlardı ve Medine-i Tâhire’ye hicret etmek zorunda kalmışlardı. Hicret ettiler ama, uzun zaman orada da hep aynı endişeleri yaşadılar.. evet çevredeki kefere ve fecerenin ve içerideki münafıkların endişesi orada da onları sürekli tedirgin ediyordu.. ve herkes âdeta kılıcı belinde yaşıyordu. Baskı ve tedhiş tahammül eşiğini aşınca, bir gün sahabe, huzur-u Risaletpenahi’ye gelerek “Yâ Resûlallah! Bu korkunun bir sonu yok mu?” dediler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara hitaben: “Sabredin, Allah korkuyu giderecek ve gönüllere emniyet bahşedecektir. Öyle ki Hadramut’tan Şam’a kadar, tek başına bir kadın hevdecinde, hem de hiçbir endişe duymadan ve yanında kimse olmadan seyahat edebilecektir.”48 buyurmuşlardı.
Dipnotlar
- 48 Buhârî, menâkıb 25, menâkıbü’l-ensâr 29, ikrâh 1; Ebû Dâvûd, cihâd 97.