İçeriğe geç

İşte Müslümanların böyle zayıf, buna karşılık kâfirlerin her yönüyle güçlü ve azgın oldukları bir dönemde, “O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.”21 âyeti nazil oluyor ve Efendimize, kâfirlerin pek yakın bir zamanda, hezimete uğrayarak, ökçeleri üzerine dönüp kaçacaklarını müjdeliyordu.

Oysaki mü’minlerle kâfirler arasında asla bir güç dengesinin olmadığı, kâfirlerin her geçen gün baskılarını daha da artırdıkları o günlerde bu meseleyi kabul etmek oldukça zordu. O gün için böyle bir neticeye kat’iyen ihtimal verilemezdi. Hz. Ömer gibi bir şecaat âbidesi dahi, bu âyet-i kerime nazil olduğunda “Hangi cemaat hezimete uğrayacak, hangi cemaat mağlup olacak!”22 diyerek hayretini ifade etmişti. Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) bu ifadesi, âyetle müjdelenmiş olmasına rağmen, bu müjdenin gerçekleşmesinin zorluğunu ifade bakımından oldukça mânidardır. Gerçi Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), âyetle verilen müjdenin tahakkuk edeceğini, sadakatinin bir remzi olarak hemen kabul etmişti; ama Hz. Ömer genel hissiyata tercüman olma sadedinde, “Ne zaman?” diyerek bu müjdenin gerçekleşeceği zamanı sormuş ve olacaksa daha sonraları olabileceğini vurgulamak istemişti.

Derken hicret-i seniyenin ikinci yılında Bedir’de, müşriklerle karşı karşıya gelinmiş ve Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), o gün el kaldırıp Cenâb-ı Hakk’a uzun uzun yalvarma sadedinde: “Yâ Rabbi! Eğer bu topluluk helâk olursa artık yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmayacak.” deyip dua dua yalvarmış ve Allah’tan muvaffakiyet dilemişti. Öyle ki, O’nun bu hâli karşısında mahzun olan Hz. Ebû Bekir, bir yandan Nebiler Serveri’nin ridasını O’nun mübarek omuzlarına koyarken, diğer yandan da, “Yeter yâ Resûlallah! Allah seni hüsrana uğratmayacaktır.” tesellisinde bulunmuştu.23

364