İçeriğe geç

Evet işte size belli boşlukları olan kanun ve mevzuatın nihaî akıbetleri!.. Tarihin şehadetiyle, yıkılan medeniyetler, kırılan dökülen toplum ve cemiyetler, nihayette hepsi böyle bir zıtlaşmanın kurbanlarıdırlar. Milletleri idare edenler, değişik toplum ve kitleleri yönlendirenler, onlara yeni bir aşk, heyecan ve iman aşılamaya çalışanlar, onların ruhlarına ve gönüllerine giremedikleri, duygu ve düşüncelerini, his ve heyecanlarını hesaba katmadıkları sürece hiçbir zaman, güçlü, sağlam ve sarsılmaz bir medeniyet ve bir millet vücuda getirememişlerdir, getiremezler de.

Ne var ki bu kurallar ve disiplinler Allah’a imanla yoğrulursa ferde de cemiyete de daha bir müessir olacaktır. Çünkü insanı yaratan Allah (celle celâluhu), onu sesi-soluğu, demi-damarıyla çok iyi bilmektedir. Fıtratında mündemiç bulunan bütün cihazatı yerleştiren O’dur. Nasıl yaşarlar, nasıl bir araya gelip içtimaî münasebet kurarlar, hangi kural ve disiplinlerle hayatlarını daha rahat ve daha huzurlu geçirirler, bütün bunların hepsini en iyi bilen O’dur. Dolayısıyla da insanlık, bu ilâhîlikten kaynaklanan disiplinleri pratik hayata taşıyabildiği ölçüde kendini bütünüyle daha rahat ve daha güvenilir hissedecektir; hissedecek ve görecektir ki, Kur’ân onun bütün his ve heyecanlarına, bütün ruhî ve içtimaî alâkalarına, bütün ibadet ü taatlerine en ince teferruatına kadar vakıftır ve içten içe onu şekillendirmektedir. Bu yüzden Kur’ân, ilk nazil olduğu andan vahyin kesildiği güne kadar, birkaç düzine mütemerridin itirazı dışında, herhangi bir nefret ya da tepki ile karşılaşmamıştır. Zira o kendisine kulak veren her insanın ruhuna girmiş ve onun gönlünü âdeta fethetmiştir. Teslim olmayan veya temerrüt gösteren ruhları da hiç olmazsa büyülemiş, onların da seslerini, soluklarını kesmiştir.

347