İçeriğe geç

İbn Abbas’a bu harflerin ne mânâya geldiği sorulur. İbn Abbas’ın yanında Hz. Huzeyfe de vardır; ancak İbn Abbas soruya cevap vermeyip yüzünü ekşitir. Aynı soruyu bir kere daha tekrar ederler ama o yine cevaptan kaçınır. Onun cevap vermeme konusundaki kararlılığını gören Hz. Huzeyfe, soruyu soranlara şunları anlatır: “Bu âyetteki حٰمٓ عٓسٓقٓ harflerinin mânâsını anlayamazsınız. Bu harflerle Fırat havzasındaki bir devletten bahsedilmektedir. Orada Resûl-i Ekrem’in neslinden Abdülilâh veya Abdullah isminde bir kişi, bağiler tarafından öldürülecek ve o idare inkıraza uğrayarak Resûl-i Ekrem’in neslinin yönetimdeki hâkimiyeti de sona erecektir.”67

Ne enteresandır ki, 1958’de Irak’ta ihtilal olunca Peygamber’in torunu olan Abdulilâh bağiler tarafından orada öldürülmüş ve Kur’ân’ın işârî olarak asırlarca önce bildirmiş olduğu haber de tahakkuk etmiştir. 1300 sene önceden verilen bir haberin aynen vuku bulması, beşerin bilgi ufkunu aşan hadiselerden olsa gerek..!

Harf ilmine vukufiyeti olan Muhyiddin İbn Arabî ve Kuşeyrî gibi âlimler de Kur’ân’ın bu yönüyle meşgul olmuş, işaret ve remiz diliyle pek çok esrardan bahsetmişlerdir. Gerçi bu arada bir kısım kimseler işi bütün bütün çığırından çıkararak Hurufiliğe dalmışlardır ama, ifrata-tefrite sapmayan bir hayli yorumcu o argümanları kullanarak Kur’ân’ın çağlara ışık tutacak nice esrarına ulaşmışlardır ki, mevsimi gelince hepsi birer birer zuhur edivermiştir. Bu türlü şeyler, ya Kur’ân’ın remiz ve işaretlerine verilmiş ya da Kur’ân’ın bu müstesna talebelerinin mânevî ufuklarına tecelli dalga boyunda birer tayftan ibarettir.

415