İçeriğe geç

Cenâb-ı Hak, her peygamberi, gönderildiği toplumda revaçta olan değerlerle mücehhez kılmış ve bu zatların davalarını ispat sadedinde, o dönemde hakim düşünceleri aşacak mucizelerle teyit etmiştir. Meselâ, Hz. Musa döneminde sihir, Hz. İsa döneminde tababet ön planda idi. Dolayısıyla Allah Teâlâ, Hz. Musa’ya, davasını ispat adına, Firavun tarafından karşısına çıkan sihirbazların oyunlarını bozacak mucizeler; bazı ameliyatların dahi yapılabileceği kadar tıbbın ilerlediği bir dönemde, peygamber olarak gönderilen Hz. İsa’ya da tıpla alâkalı mucizeler bahşederek bu zatların peygamberliklerinin hak olduğunu ortaya koymuştur.

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), peygamber olarak gönderildiği dönemde de şiir ve edebiyat altın çağını yaşıyordu. Bu itibarla İnsanlığın İftihar Tablosu’na Kur’ân gibi, söz üstadlarının dahi karşısında söz söylemekten âciz kalıp lâl kesildikleri, hatta onun belâgati karşısında secdeye kapandıkları bir mucize lütfedilmiştir.

Evet, Kur’ân, şu âyetleriyle bütün şair ve edipleri münazara meydanına davet etmiş ve onlara meydan okumuştu.. ve okuyor: “Eğer kulumuz (Muhammed)e indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız –ki elbette yapamayacaksınız– yakıtı, insanlar ve taşlar olan Cehennem ateşinden sakının; zira o ateş böyle kâfirler için hazırlanmıştır.”37

“Yoksa, O’nu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın da (ve hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin.”38

“Yoksa, ‘Onu (Kur’ân’ı) kendisi uydurdu’ mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da, onun gibi, velev uydurulmuş on sûre olsun getirin.”39

373