Evet, işte bu tür tablolar ile resmedilen o karanlık atmosferde, Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir güneş gibi tulû ediyor ve onlara ancak cennettekilerin yaşayabileceği en nezih hayat düsturlarını sunuyordu. İnsanların, olabildiğine sefahet içinde bulundukları bu karanlık devrede, bu prensiplere karşı hüsnükabul göstermeleri aklın kabul edeceği bir şey değildir. Nebiler Serveri’nin, oldukça kısa bir zamanda o sefahet bataklığında yaşayan insanlara hak ve hakikatleri anlatabilme ve onları hidayete sevk edebilmedeki başarısı tamamen bir inayet-i ilahidir ve elinde sadece Kur’ân vardır. Evet o Hidayet Güneşi’nin hutbesi o, tesellisi o ve problemlerinin çözümü de ondadır. O, insanlara kurtuluş yollarını gösterebilmek için türlü türlü eziyet ve hakaretlerle maruz kaldığı, kalbinin kırık ve mahzun olduğu hemen her zaman Allah’a sığınmış ve onun sayesinde hep dimdik ve ümitli kalabilmiştir. Allah (celle celâluhu) O’na: “(Ey Resûlüm) Sen sabret. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz yahut seni vefat ettiririz. (Nasıl olsa) onların hepsi Bize döndürülecektir.”45buyurmuş ve teyidat vaadinde bulunmuştur.
Burada “Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir.” ifadesiyle vaadedilen hususlar çerçevesinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in mesajının dört bir yanda şehbal açacağı.. –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– O’nun insanlar üzerinde hükümran olacağı.. ümmet-i Muhammed’in şarktan garba kadar her yerde bir ses ve soluk haline geleceği.. Din-i Mübîn-i İslâm esaslarının her yerde saygı göreceği.. Kur’ân-ı Kerim’in ellerde, dillerde, gönüllerde olacağı ve herkesin ona hürmet edeceği ve onu anlama mevzuunda âdeta yarışılacağı… gibi hususlar, gaybî surette işaretlenmektedir.
Dipnotlar
- 45 Mü’min sûresi, 40/77.