İçeriğe geç

Allah Teâlâ, bu müjdeyi Efendimiz’e, O’nun bin bir gâile ile kuşatılmış bulunduğu ve O’na kimsenin destek olmadığı bir zamanda vermiştir. Vaadedilen bu hususların tahakkuk edeceğine dair herhangi bir emarenin olmadığı o gün, hiç kimse bunların gerçekleşeceğine ihtimal bile veremezdi. Ama Allah (celle celâluhu), Elçisine: “Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz yahut seni vefat ettiririz.” buyuruyordu ki, bundan şu iki hususu anlamak mümkündü: Birincisi, âyette olduğu şekliyle, “Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni vefat ettiririz”; ikincisi ise, âyetteki أَوْ “veya” bağlacını “ve” mânâsına hamlederek, “Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstereceğiz ve seni vefat ettireceğiz. Nitekim öyle de oldu.

Cenâb-ı Hakk’ın, vaadettiği bu şeylerin bir kısmı Allah Resûlü’nün hayatında, diğer bir kısmı ise, O vefat ettikten sonra zuhur edivermişti. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi döneminde Mekke’nin fethini, ümmetinin Bizans önlerinde savaştığını, değişik kavim ve kabilelerin fevç fevç İslâm’a dehalet ettiklerini gördüğü gibi, Abbasi, Emevi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini –ruhaniyetiyle muttali olması hariç– müşâhede edememişti…

383