Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, yer yer o güne kadar beşer tarihinde haklarında herhangi bir malumat bulunmayan geçmiş kavim ve toplumlardan söz eder ki, Arap edip ve tarihçilerinin yazmış oldukları eserler ele alınıp incelendiğinde, Kur’ân-ı Kerim’in konu edindiği meselelere dair herhangi bir bilginin bulunmadığı görülür.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmî bir muhitte neş’et etmiş bulunmasına ve bir ümmî olmasına rağmen Tevrat ve İncil’den, âdeta bu kitapları tefsir ve şerhleriyle biliyormuşçasına, yerinde tesis, yerinde tavzih ve yerinde de tashih mahiyetinde ifadelerde bulunur. Evet, Nebiler Serveri bir hakem gibi, onların kendi aralarında ittifak ettikleri meseleleri tasdik etmiş, ihtiyaç duyulan yeni meseleleri tesis buyurmuş ve ihtilaflı meselelerde de çözüm alternatifleri sunmuştur. Meselâ, bazıları Hz. Mesih’e –hâşâ– “nesepsiz” diyor ve ellerindeki bazı kaynakların da bunu doğruladığını iddia ediyorlardı. Onların ihtilafa düştükleri bu noktada Allah Resûlü, evvelâ Hz. Mesih’in “Allah’ın elçisi” olduğunu bildirerek, bir taraftan Hz. Mesih’in “nesepsiz” olduğu iddialarını, diğer taraftan da ona “ilâhlık” nisbetinde bulunanları reddediyordu.