2. Cenâb-ı Hak, Tebbet sûresi ile gayet açık bir şekilde, Ebû Leheb ve ailesinin Cehennem’e gireceklerini ilan etmektedir. Müslümanların henüz kemmiyet bakımından zayıf oldukları, kâfirlerin, bütün güçleriyle Müslümanların üzerine yüklendiği bir dönemde, bu kadar düşmana karşı, onların kin, nefret ve gayzlarını artırma pahasına, Kur’ân’ın bu şekilde onlara meydan okuması, onun bir beşer kelâmı olmadığını ve onun mübelliğinin kendisinden gayet emin bulunduğunu gösterir ki, o dönem itibarıyla bu da fevkalâde önemlidir.
3. Hz. Peygamber’in yakınlarının tehditlere maruz kalması ve ilk defa ilâhî azapla cezalandırılacakların açıktan açığa ismen zikredilmeleri, bu meselenin ehemmiyetini bir kat daha arttırmaktadır. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), tebliğ vazifesine “(Önce) en yakın akrabanı uyar.”56 ilâhî emri gereği, evvelâ akrabalarından başlamıştı; başlamıştı çünkü O’nun temel karakterini, ruhî ve kalbî yapısını en iyi bilen onlardı. Evet o, onların ellerinde büyümüş ve gözleri önünde neş’et etmişti. O’nun yüce ahlâkını, meâlîye açık fıtratını, şecaat ve semahetle tüllenen şahsiyetini evvelâ teslim edenler ve bunu âleme duyuranlar onlar olmuştu.
Evet, onlar, hayatında hiçbir zaman yalan söylemeyen, lehviyat ve mâlâyânî şeylere iltifat etmeyen, herhangi bir kimseyi kıracak tavır ve davranışlardan kaçınan Nebiler Serveri’ni çok iyi tanıyor ve hatta O’nunla iftihar ediyorlardı.
İşte bu durum, onların, O’nun davasını herkesten önce kabul etmelerini gerektiriyordu. Ne var ki, Ebû Leheb, Ebû Cehil, Ümmü Cemil… gibi daha pek çok yakını O’nun hizmetine engel olmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Tabiî bunun yanında Hz. Hamza ve Hz. Abbas.. gibi Efendimiz’i her zaman takdir edip O’nun yanından bir lahza ayrılmayan akrabaları da vardı…
Dipnotlar
- 56 Şuarâ sûresi, 26/214.