İçeriğe geç

İşte bu esnada birdenbire hava değişti; etrafı bulutlar sarıverdi ve Allah Resûlü, daha önce âyetle haber verilen müjdenin bir alâmeti olan bu manzara karşısında tebessüm ederek eline aldığı kumları düşmana doğru saçtı ve “O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarına dönüp kaçacaklardır.”24 âyetini bir kere daha okudu. İbn Ebî Hâtim, hâdisenin devamında Kureyş topluluğu bozguna uğrayınca savaştan önce nusret zamanını soran Hz. Ömer’in şu mânâda sözler sarf ettiğini nakletmektedir: “Ben Kureyş topluluğunun hezimete uğrayacağını, Bedir günü Allah Resûlü’nün, düşmanın arkasından kılıcını çekip “O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.”25 âyetini okurken, bu âyetle verilen müjdenin tahakkuk edeceği günün o gün olduğunu anladım.”26

İşte bu vak’ayla Kur’ân’ın tam on sene evvel işaret ettiği gaybî bir haber tahakkuk ediyordu ki, böyle bir zaferi muştulayan bu âyet27 nazil olduğu zaman, birçok yeni Müslüman bu tür bir muzafferiyetin gerçekleşebileceğine pek de ihtimal vermiyorlardı. Ama Allah vaadini Bedir’de yerine getirerek kâfir topluluğu korkunç bir hezimete uğratmıştı ki, elebaşlarından Ebû Süfyan bile kervanla Mekke’ye kaçıp canını zor kurtarmıştı. Birisi o vak’ayı Mekke’de Ebû Leheb’e anlatırken: “Biz savaşta sanki felç olmuş gibi idik, onlara karşı ne kılıç kullanabiliyor ne de mukabele edebiliyorduk. Âdeta onlara boyunlarımızı uzatıyorduk da onlar da istediklerini öldürüyor istediklerini de esir alıyorlardı. Zira kuvve-i mâneviyemizi tamamen yitirmiştik.” deyince Hz. Abbas’ın kölesi Ebû Râfi’ “Vallahi, bunlar meleklerdi!” deyivermişti.28

Evet, Bedir’de melâike-i kiramın, Müslümanların safları arasında kâfirlere karşı tavır aldıklarını bizzat kâfirler de görmüş idi ki bununla mâneviyatları bütün bütün kırılmıştı.

365