1. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a bir nazire yapılıp yapılmadığını anlayabilmek için, az da olsa dile vukufiyetin yanında edebî zevk ve ifade inceliğine âşinâ bulunmak, belâgat, fesahat, i’caz vs. gibi konularda malumat sahibi olmak gerekir. Bu konularla alâkalı herhangi bir bilgi birikimi olmadan, sadece bu mevzuda söz söyleyenlerin söyledikleriyle yetinen birisinin, onun inceliklerini anlaması mümkün değildir. Bu mevzuda söz söyleyenlere itimadı olmayanların kendileri araştırma yapma mecburiyetindedirler. Bütün bunları bilmeden, işin tekniğini kavramadan, Kur’ân hakkında değerlendirmeler yaparak ileri geri konuşanların sözleri, bir değer ifade etmediği gibi, böyle bir sahada söz söylemeye hak ve salahiyetleri de yoktur.
2. Yukarıda meali zikredilen Bakara sûresinin 23 ve 24. âyet-i kerimelerinde dikkat çekici iki nokta daha vardır: Evvelâ, âyet-i kerimede نَزَّلْنَا“Biz indirdik” ifadesiyle Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ı Kendisinin indirdiğini ve onun Kendisine ait olduğunu; sâniyen عَلٰى عَبْدِنَا“Kulumuz (Muhammed)e” ifadesiyle Hz. Muhammed’in de bir kul olduğunu bildirmektedir.
Evet, her şeyin nisbeti O’nadır (celle celâluhu). Şayet Kur’ân ve Sahib-i Kur’ân, Allah’a nisbetten koparılacak olursa, her ikisi de sahip oldukları muallâ mevkii yitireceklerdir. Meselâ, “Hele şu Kur’ân’ı bir de beşer sözü olarak kabul edelim de öyle inceleyelim” veya “Meseleyi önce objektif olarak, tarafsızca ele alalım” gibi safsatalar, sadece birer aldatmacadan ibarettir. Zira Kur’ân, Allah’a nisbet edilmezse nasıl izah edilebilir ki?. Aynı şekilde Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın kulu ve Resûlü olarak kabul edilmezse, O’nun fevkalâde cesareti, harikulâde sabrı, hilmi, irfanı, o veciz ifade ve beyanları, o büyüleyici tavır ve hareketleri ve insanların gönüllerini daha ilk bakışta fethetmesi, o müthiş irade ve firaseti, ismet ve fetaneti ne ile açıklanabilir?.