İşte, mevcudiyetiyle kâinatın mevcudiyeti arasında böylesine bir irtibat bulunan Zât’ın hayatı, bu âyetin bişareti çerçevesinde bizzat Cenâb-ı Hak tarafından teminat altına alınıyordu. O Hidayet Güneşi, sokak sokak, ev ev dolaşacak ve insanları hidayete, aydınlığa davet edecekti. Bu da, O’nun her zaman tehlikeye maruz kalması demekti. Zaten yer yer O’nun mübarek yüzüne tükürenler, başına taş-toprak saçanlar da eksik değildi. Ayrıca, bir yerde O’nu tek başına istirahat hâlinde görseler, hemen etrafını kuşatarak öldürmeye yelteniyor ve O’na karşı hep komplo peşinde koşuyorlardı.
Bilhassa Bedir, Uhud ve Hendek gibi vak’alarda açıktan açığa O’nun hayatına kastederek O’nu ortadan kaldırmak istemişlerdi. O ise, bütün bunlar karşısında Rabbisine karşı öylesine ciddî bir emniyet ve derin bir itimat içinde idi ki, kâfirler O’nun bu insanüstü tevekkül ve cesareti karşısında hep hayrete düşüyorlardı. Çünkü O biliyordu ki, Allah, “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğunu emellerine ulaştırmaz.”7 buyurarak, O’nu koruma altına almıştı.
Evet, Efendimiz’i, bir güneş gibi insanlığı aydınlatmak için gönderen Allah, düşmanlarının ellerinden ve onların kötü emellerinden O’nu korumuş ve O’nun için kurulan tuzakları her zaman boşa çıkarmıştı.
Aslında, “Hatırla ki, kâfirler seni tutup derdest etmek, öldürmek, yahut seni (yurdundan) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken, Allah da (onların) tuzaklarını hep boşa çıkarıyordu. Evet Allah tuzak kuranların (tuzaklarını onların boynuna dolayanların) en hayırlısıdır.”8 Keza; Kur’ân-ı Kerim’deki, “Onlar bir (kısım) tuzak(lar) kuruyorlar; Biz de onları başlarına dolayarak mukabelede bulunuyoruz.”9 âyetleri de bu istikamette nazil olmuş değişik bişaret soluklarıydı.
Dipnotlar
- 7 Mâide sûresi, 5/67.
- 8 Enfâl sûresi, 8/30.
- 9 Târık sûresi, 86/15-16.