İçeriğe geç

Maarrî’nin de iddia ve çalımda bedbinlik ve karamsarlıkta Mütenebbî’den aşağı kalır bir tarafı yoktur. Şiirleri baştan başa müdâhene, övgü, hiciv gibi karanlık ve zulmanî tablolarla dopdolu olan bu tâli’siz insan, hep karanlık geceleri dile getirmiştir. Zaten böylesine karanlık ruhların, insanlığın his, düşünce, tasavvur, niyet ve hedeflerine tercüman olmaları da düşünülemez. Ruh dünyaları lâhûtî esintilere kapalı olan bu zavallıların, insanların ruhî, kalbî ve ledünnî yapılarına dair bir şey söylemeleri, düşünceleri âhenk ve intizam içinde zapturapt altına almaları ve genel olarak fert ve topluma hedef ve idealler tayin etmeleri tamamen imkânsızdır. Oysaki bütün bunlar çok ciddî hususlardır ve gönüllere inşirah salan Kur’ân’ın ele aldığı temel konulardandır.

Şu anda mevzumuz bu olmadığı için, burada o konuya temas etmeyecek ve sadece bir hususu belirtip geçeceğim.

Bugün bütün kütüphanelerdeki manzum ve mensur eserler taranabilse ve bütün dil üstadları bir araya gelerek Kur’ân’a misil olabilecek bir şey ortaya koymaya çalışsa onun bir tek sûresine, hatta bir tek âyetine bile bir nazire getiremeyeceklerdir. Bu önemli hakikat, dün ve bugün geçerli olduğu gibi yarın da geçerli olacaktır. Zira böyle olacağını bizzat Kur’ân, “Eğer kulumuz (Muhammed)e indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız –ki elbette yapamayacaksınız– yakıtı, insanlar ve taşlar olan Cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş, kâfirler için hazırlanmıştır.”43 âyetiyle gaybî olarak on dört asır önce haber vermiş olmasına rağmen bugüne kadar da böyle bir şey yapılamamıştır.

377