Burada hemen ifade etmeliyim ki, Maarrî ve Mütenebbî gibi Kur’ân’a nazire yapmaya kalkışanlar, hiçbir zaman “Bizim sözümüz vahiy gibidir” dememişler ve sadece hiç kimse tarafından söylenemeyecek bir kısım güzel sözler söylemeye çalışmışlardır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, hem dost hem de düşman çevrelerden yüz binlerce insan, şiir ve yazılarını süsleyip güzelleştirmek ve tesir gücünü arttırmak için Kur’ân’ın âyetlerinden iktibaslar yapmış ve bu sebeple de sık sık Kur’ân’a müracaat edegelmişlerdir. Bu da, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın esrarengiz ifade ve beyanlarından hiçbir zaman müstağni kalınamayacağını göstermektedir.
Şimdi tekrar âyet-i kerimeye dönerek kaldığımız yerden tahlile devam etmeye çalışalım: “Bunu yapamazsanız…” Yani Kur’ân’ın bir sûresine hatta bir âyetine misil olabilecek bir söz ortaya koyamazsanız, “Ki (bunu) elbette yapamayacaksınız.” Öyleyse hiç olmazsa haddinizi bilip, akıbetinizi düşünerek “Yakıtı, insan ve taş olan Cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş, kâfirler için hazırlanmıştır.”
Ayrıca, âyetin herkese meydan okumasının yanında şunu ima ettiği de sezilmektedir: Siz, taş ya da odun değil; şuur, idrak, his ve kalb sahibi “insanlar”sınız. Dolayısıyla aklınızı başınıza toplayıp iyi düşünün; düşünün ve sîret olarak taş ya da oduna dönüşerek Cehennem’e yakıt olmayın ve donanımınız çerçevesinde kemalât-ı insaniye semasına çıkmaya çalışın.. hem bilin ki, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona asla nazire yapılamaz. Öyle ise ona misil getirebilme yolunda beyhude yorulmayın. Aslında Allah (celle celâluhu), size, bu akıl ve insan olma pâyesini, şuur ve istidatlarınızı geliştirmeniz ve esfel-i sâfilîn vadilerinde sürünmemeniz için vermiştir.
Bundan başka şu iki hususa da dikkat etmek lazımdır: