Evet, şeytan, mâneviyatsız insanlara musallat olmaz. Zira onlar, zaten şeytanın, “Tamamen orduma iltihak ettiler.” deyip yakalarını bıraktığı, dolayısıyla hayatlarında namazın, orucun, haccın, hatta bazıları itibarıyla Allah inancının yeri olmayan insanlardır. Bu hâlleriyle onlar, kendi kendilerinin şeytanı olmuşlar ve birbirlerini baştan çıkarmakla meşguldürler. Bu yüzden o, hep mâneviyatla dopdolu gönüller arar ve onu yağma etmek için etrafında döner durur. Kendisini ibadete vermiş insan ne büyük insandır ki merede-i şeyâtîn (şeytanların en azılıları) kendisine musallat olduğu hâlde, diğerlerinden daha iffetli, daha namuslu yaşayabilmekte ve ahlâken daha mazbut olabilmektedir. Onun tek düşüncesi, gece-gündüz mescit yolunda olmak, uyanık bir kalb ve gönülle Rabbin huzurunda durabilmektir. Zaten böyle olabilenler için şeytan, إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ “Senin has kulların hariç (diğer bütün insanları yoldan çıkaracağım).”138 demektedir. Yani başta nebiler olmak üzere kendilerini aşmış, dünya ve içindekileri ayağının altına almış, sürçtükten sonra tekrar kalkmasını bilmiş ve yoluna devam etmiş, günde beş defa kalbî huzuru temin etmiş, başkalarıyla meşgul olma yerine kendi nefsiyle kavgayı seçmiş insanlara dokunamayacağını, onları saptıramayacağını ve bu husustaki aczini itiraf etmektedir.
Evet, şeytan, mamur gönüllere musallat olacaktır. Namazda başını yere koyup aczini, fakrını ve küçüklüğünü itiraf içinde, “Sana geldim Rabbim!” diyen insanlara sokulacak, onlara vesvese vermek suretiyle namazlarını ifsat etmeye çalışacaktır. Ancak bu mevzuda bir hadis-i şerif karşımıza şu müjdeyle çıkar: “Âdemoğlu secde âyeti okur ve secde ederse şeytan oradan ağlayarak ayrılır ve: ‘Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona Cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var!’ der.”139