İçeriğe geç

Bizler, –tıpkı bir asker gibi– talim ve terbiye görüp, uhrevî âlemin yüce makamlarına liyakat kazanma vazifesiyle dünyaya gönderilmiş bulunuyoruz. Buradaki her şey bir talim ve terbiyeden, eksik ve gediğin giderilmesi, arızalı ve pürüzlü şeylerin bertaraf edilmesi, insanın terakki edip kemal noktaya yükselmesi ve böylece Cennet’e liyakat kazanıp Rabbini müşâhedeye ehil hâle gelmesinden ibarettir. Bu gayeleri en mükemmel şekilde tahakkuk ettirecek ibadet, namazdır. Zira namaz, sair ibadetlerle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür. O, dinin direğidir, sefine-i dini (din gemisi) o yürütür. Allah (celle celâluhu), namazı bir miraç, bizleri de o miraç merdivenlerinde yükselen kimseler olarak görmek istiyor. Vefat edip de Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine kavuşacağımız âna kadar devam edeceğimiz namaz, bizim mânevî terakkimize en önemli bir vesile olacaktır. O makam ve mevkiye yükseldiğimiz anda da, “Allahım! Bunlar beni dünyada zayi etmedi. Sen de bunları zayi etme!” diyecektir. Bunun aksine, abdesti tastamam almamış, namazı erkânıyla kılmamış, sair hayır ve hasenatımızı yapmamış isek onlar bu sefer, “Bizi zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin.” diyeceklerdir.

63