İçeriğe geç

Başka bir hadis-i şerifte anlatıldığına göre bedevînin biri Mescid-i Nebevî’ye gelerek namaz kılıyor. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona, “Namaz kılmadın sen.” buyuruyor. Bedevî, kalkıyor ve namazını aynı şekilde tekrar kılıyor. Efendimiz yine “Namaz kılmadın sen.” buyuruyor. Adam, “Ya Resûlallah başka türlü bilemiyorum.” deyince Allah Resûlü, ona; kıyamda, rükûda, secdede nasıl hareket etmesi gerektiğini izah etmek suretiyle namazı eda keyfiyetini öğretiyor.89 Zira gerçek mânâsı –eskilerin ifadesiyle mahiyet-i nefsü’l-emriyesi– ile onu ortaya koymazsanız namazı zayi etmiş olursunuz. Böyle bir durumda namazın, sizden ayrılırken mânevî ruhuyla “Beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!” demeyeceğinden emin olamazsınız.

Birkaç kişiye namaz kıldıran kimse, arkasındaki cemaatte zayıfların, hastaların, kadınların ve çocukların da olabileceğini hesaba katarak namazı belki asgari seviyede tutabilir. Fakat bu asgari seviyeden kasıt günümüzde bazılarının yaptığı gibi, “Sübhânallah, Sübhânallah, Sübhânallah” yerine “sub, sub, sub” demek değildir. Mesela rükûda hakkını vere vere, kelimeleri güzelce telaffuz ederek –bazı fukahaya göre– bir kere “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” demek şarttır. Bazı fukahaya göre ise onu en az üç defa söylemek gerekir. Onun için, rükû ve secdede en az üç defa, yavaş yavaş, kelimeleri tam telaffuz ederek bu tesbihi söylemeliyiz. Pek çok kimsenin hızlı hızlı okuduğu Fâtiha, Kur’ân değildir. Çünkü Kur’ân öyle inmemiştir. Dolayısıyla böyle alelacele okunan Fâtiha ile kılınan namaz da namaz değildir. Bir nefeste, o nefes bitmeden sûreyi sona erdirme telaşıyla, soluğun tıkandığı yerde hızlıca ve can havliyle alınan ara nefeslerle okunan Kur’ân’la kıraat farzı yerine getirilmiş sayılmaz. Lafızlar mânâların kalıbıdır ama kalıbın mânâya uygun olması lazımdır.

93