İçeriğe geç

Taabbüdîlik esasının temelindeki espri şudur: Cenâb-ı Allah hakiki Mâlik ve hakiki Mutasarrıf’tır. İnsanlar da O’nun kulları ve dolayısıyla mülküdürler. Mülk sahibi, mülkünde istediği tasarrufu yapar. Öyleyse O, bizim tavır ve davranışlarımızı belirlemede de mutlak hâkimdir. Bununla beraber Allah (celle celâluhu), âdiyât içinde insanlara bir hilafet mânâsı vermiş, eşyaya müdahale etme hakkı tanımıştır ki bu, izafî bir mâlikiyettir. İnsanlar, Mutlak Hâkim’e, Mutlak Mutasarrıf’a taabbüdîlik mülâhazasıyla mutlak teslim ve tâbi olmalı; âdiyâtta da eşyaya müdahale etme mevzuunda kendilerine tanınan izafî ve nispî hakkı kullanmalıdırlar. Ama bu hakkı kullanırken de bilmelidirler ki, asıl mal sahibi ve Müsebbib-i Hakiki, Allah’tır.

Allah Teâlâ kâinatta âdât-ı Sübhâniye diyebileceğimiz, itme-çekme, sürtünme, yerçekimi gibi bazı kanunlar yaratmıştır. Mesela otlar ve ağaçlar toprakta kuvve-i inbâtiyesini bulduğu, güneşle temasını devam ettirdiği ve bir de suyla buluştuğu sürece büyür, gelişir ve verimli olur. Bitkilerin su vesilesiyle gelişip büyümesi, meyve ve ürün vermesi de Allah’ın bir kanunudur. Aslında sulamadan hâsıl olacak neticeyi yaratan Allah’tır (celle celâluhu) ama onu bir sebep olarak halk etmiştir. Biz, bu sebebi bilince, devrin şartlarına, ilim, teknoloji ve idrakine göre değişik sulama usûlleri geliştirir ve onları tatbik ederiz. Tohumu atarken, o tohumdan beklenen neticenin en azamî derecede hâsıl olması için nasıl bir ekme metodu uygulamak gerekiyorsa onu arar, bulur ve uygularız.

68