İçeriğe geç

Zâhirî şartları namazın kalıpları gibidir, onlar olmadan bâtinî şartlar yerine getirilemez. İnsan, gerekli şartları yerine getirerek namazın zâhirini tam olarak yerine getirebilir. Ancak bâtını için böyle birşey söylemek mümkün değildir. Nitekim Efendimiz’in, Hz. Ebû Bekir’in veya Bediüzzaman gibi büyük zatların namazlarına baktığımız zaman, zâhiren onların namazları ile sıradan bir insanın namazları arasında bir benzerlik görülse bile, bâtını itibarıyla onların namazları çok farklıdır. Namazın zâhirinin kalıpları bellidir ancak bâtınına ait bir kalıptan söz edilemez. Diyelim ki abdest alırken yüzünüzü üç kere yıkarsanız, bu rüknü tam olarak eda etmiş olursunuz. Ancak namazın bâtınına ait böyle bir şey söyleyemezsiniz. Bu durum tamamen kulun Rabbisiyle münasebetine bağlıdır.

Hakiki namaz, mahiyet-i insaniyeyi aksettirme ve ortaya koymadır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyururlar:

“Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih (sübhânallah) bir sadakadır. Her tahmid (elhamdülillah) bir sadakadır, her tehlil (La ilâhe illallah) bir sadakadır, her tekbir (Allahu ekber) bir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf bir sadakadır, nehy-i ani’l-münker bir sadakadır. Kişinin kuşluk vaktinde kılacağı iki rekât namaz bütün bu sadakalara muadil gelir.”82

İnsan, sabahleyin dinç olduğu ve işinin de yoğun olduğu bir zamanda kemerbeste-i ubûdiyet içinde Rabbinin huzuruna koşmak suretiyle Allah’ın kendisine verdiği mafsalların değerini derinlemesine hisseder. İşte insanın, kuşluk vakti kılacağı bu namaz bütün mafsalların şükrüne mukabil gelebilir. Beş vakit namaz da yine evveliyetle bu şükre karşılık gelebilir.

86