İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’de salât-ı havf (korku namazı) tafsilâtıyla anlatılır.146 Bu namazla bize, düşmanın bizi oka tuttuğu, savaşın en çok kızıştığı zamanlarda dahi namazın ve cemaatin aksatılmaması gerektiği gösterilir. Evet, düşmanın okları altında dahi namaz kılınacak, hem de cemaat hâlinde. Şöyle ki cemaatin bir kısmı düşman karşısında dururken diğerleri gelip imamla birlikte namaza dururlar. Birinci rekât tamamlandıktan sonra cemaat hemen ayrılır ve cepheye vazife başına giderler; bu defa da düşman karşısında duranlar gelir ve ikinci rekâtta imama uyarlar. Bunlar da imamla birlikte ikinci rekâtı kılarlar. İkinci rekât da bitince bu sefer yine cemaattekiler ve cephedekiler yer değiştirirler. Bu şekilde dönüşümlü olarak cemaat hâlinde namazlarını kılmış olurlar.

Evet, düşman karşısında savaşırken dahi namaz kılınacak ve Allah hiçbir şekilde hatırdan çıkarılmayacaktır. Yümün ve bereket olması için insanlar bu vazifeyi yerine getirirken bunu O’nun emrinden dolayı yapacaklardır. Evet, namaz ve mücahede birbirinden ayrılmayan şeylerdir. Sahabe, savaş esnasında düşmanın karşısında namaz kılıyordu. Dolayısıyla da Cenâb-ı Hak onları hep destekliyordu. Bu itibarla destek görmeyenler, bunun sebebini Allah’la (celle celâluhu) münasebetlerinde aramalıdırlar.

Günümüzde, gece ibadeti olmayan bazı insanlar vardır ki bunlar işin sadece edebiyatını yapmaktadırlar. Oysaki bizim daha çok ruh sıhhatine, gönül selâmetine, iç temizliğine ve saflığına ulaşmaya ihtiyacımız vardır. Kur’ân, عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ “Siz kendinizi düzeltmeye bakın!”147 diyor. Allah, Kendi rızası istikametinde ibadet yapan ve Rabblerine karşı saygılı insanları sever. Kolaycılar ise hem “Ben, Allah’ın kuluyum, Allah’ın bana yüklediği vazifeleri yapıyorum.” derler hem de bin türlü isyan içinde bulunurlar.

148