Hz. Âişe Validemiz (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Bir gece uyandığımda, Allah Resûlü’nü yanımda göremedim. Aklıma, diğer hanımlarından birinin yanına gitmiş olabileceği ihtimali geldi. El yordamıyla etrafı yokladım. Elim ayağına dokundu. O zaman Allah Resûlü’nün namaz kılmakta olduğunu anladım. Başı secdedeydi. Kulak verdim, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve şöyle yakarıyordu:
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ
“Allahım! Senin gazabından yine Senin rızana sığınırım. Cezalandırmandan affına sığınırım. Allahım! Başka değil, Senden yine Sana sığınırım. (Celâlinden cemaline, gazabından rahmetine, azamet ve heybetinden, şefkat ve re’fetine sığınırım.) Zâtını senâ ettiğin ölçüde Seni senâ etmekten âciz olduğumu itiraf ederim.”127
Ardından da şunları söylemişti:
عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلاَ يُهْزَمُ جُنْدُكَ وَلاَ يُخْلَفُ وَعْدُكَ وَلاَ اِلَهَ غَيْرُكَ
“Senin yakınlığın izzet sebebidir, Sana yakın olan aziz olmuştur. Senin şanın yücedir. Senin ordun mağlup edilemez. Sen vaadinden dönmezsin. Senden başka ilâh, Senden başka mâbud da yoktur.”128
Ebû Zer (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Allah Resûlü bir gece إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ “Eğer onlara azap edersen onlar Senin kulların (haklarında istediğini yapabilirsin). Ama onları bağışlarsan, mutlak ve yegâne galip Sensin, hüküm sahibi ve her yaptığını hikmetle yapan da yine Sensin.”129 âyetini okuyarak sabaha kadar ağlaya ağlaya namaz kıldı.”130