İçeriğe geç

Evet, mü’min, namazda, olabildiğine zindedir ve bütün gönlüyle Rabbine yönelmenin huzuru içindedir. Zaten ona yakışan eda ve tavır da budur. Gaflet, hiçbir şekilde onun semtine sokulamaz. O, “Allahu ekber” deyip aşk u şevk içinde Rabbin huzuruna gelirken kulluğa ait bütün hakikatleri hatırlar. Rabbin, Ma’bud-u Mutlak olduğunu kabulle birlikte kendi acz ve fakrını da itiraf eder. Mesela o, إِيَّاكَ نَعْبُدُ dediğinde şu mülâhazaları taşır: “Rabbimiz! Kalbimizi temizleyip huzura geldik. Sadece Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz. Dünyada arkasından koştuğumuz her şeyi bıraktık ve mâsivâyı bütünüyle nazarımızdan sildik. Şimdi rahmetini talep etmekteyiz. Belki ağır bir işin altına girdik. Dolayısıyla bu yükü götürmede oldukça zorlanacağız; haddizatında baştan sona kalbimizi Seninle beraber tutup Senin mehâbetin altında titrer hâle getirmek çok çetin bir vazife! Ancak şu an lâhut âleminin ufuklarına teveccühle kalbimizin dudağı mütebessim.”

Daha sonra o, “Rabbimiz! Devrin, belimizi bükecek, bizi secdeye ve rükûa getirecek hâdiselerine karşı yardımı Senden istiyoruz. Bize destek ol ve bu işi tamamına erdir. Namazın mânâsını, hayatımızın bütün safhalarında devam ettirmeye muvaffak kıl.” düşünceleri içerisinde وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ der.

Ardından o, اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ “Bizi doğru yola; nebilerin, sıddıkların, şehitlerin yürüdüğü ve Senin de ana yol dediğin sırat-ı müstakîme hidayet eyle!” sözleriyle Allah’a sığındıktan sonra, O’nun büyüklüğü karşısında rükûa gider.

Aynı şekilde o, rükûda da, سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيم“Ey yüce Rabbim! Senin kullarına ikramlarda bulunan ve onlara karşı latif olduğunu itirafla Seni tesbih ederim.” der ve bir ahd ü peymân yenilemesi daha yapar.

84