İçeriğe geç

Ne var ki “Şuurluca okuyamıyorum, ibadetlerimden zevk alamıyorum.” diyerek namazın terk edilmesi de hatadır. Zira böyle bir düşünce nefsin aldatmacasıdır. Önemli olan, içinde bulunulan en olumsuz şartlara rağmen, gerek şahsî, gerekse içtimaî vazifelerimizi eksiksiz yerine getirmektir. Bazen uzun bir sükût, uzun bir hutbeden daha beliğdir ve daha çok mânâ ifade eder. Her türlü ağır şart altında aşkımızı, şevkimizi devam ettirebilme, belki de aynı şartlarda dolu dolu ibadet etmekten daha hayırlıdır. Mesela, camide, yüreklerimiz hoplayarak kılınan bir namaz mı, yoksa tek başımıza bir yerde alnımızı secdeye koyup, hiçliğimizi idrak mi daha hayırlıdır, bilemeyiz. Bu sebeple belki de devamlı huzur içinde bulunanlar yanılıyorlardır. Zira Cenâb-ı Hakk’ın nelerden razı olacağını tam olarak kestirmemiz mümkün değildir.

Bir Hatıra ve Namazda Dikkat

Hiç unutamayacağım insanlardan birisi, Muhterem Mehmet Kırkıncı Hocanın rahmetli babası Celâl Efendi’dir. Celâl Efendi, Medine’de mücâvir145 kıymetli bir insandı. Orada vefat etti ve oraya defnedildi. Ziyaretine gittiğimde çok yaşlıydı. İlerleyen yaşına ve rahatsızlıklarına rağmen namazlarını aksatmıyor, sünnetleri de ayakta kılıyordu. Ama oturup kalkmakta zorlandığı için namazlarını yatağının yanında kılıyor, ayağa kalkabilmesi için yatağa tutunması gerekiyordu. Bu şekilde tamamladığı bir namazdan sonra bana demişti ki, “Hocam, ben böyle namaz kılarken yatağa tutunarak kalkıyorum, oluyor mu namazım?” Bu tabloyu hiç unutamayacağım. Bu ne güzel şuur! Her şeye rağmen kulluğunu gereğince eda etmeye çalışmak; ama yine de yaptığıyla yetinmemek ve daha iyisini aramak.

Evet, namaz, bizi ahirette kurtaracak bir sermayedir. Onun için namaz hususunda çok hassas davranmak gerekir. Allah (celle celâluhu) onun kıymetini ruhlarımıza duyursun ve eksiğiyle gediğiyle namazlarımızı kabul buyursun!

146