İçeriğe geç

“Buyur Allahım! Senden başka ilâh yoktur, Sen teksin, ortağın yoktur, bütün hamdler Sana aittir, nimet Sendendir, mülk Senindir, Senin ortağın yoktur.” der ve bu sözleriyle emre âmâde olduğunu bildirir. Bütün bunlar, Rabbin huzuruna çıkıp O’nunla konuşma ve içini o âlemden gelen feyizlerle doldurmadır ki yapılan bu ibadetlerin ayrı birer hususiyeti vardır.. ama hepsi muvakkattır; gün gelir, mü’min, o kutsal mekânlardan çıkmak istemese dahi, “Artık çıkmanız gerekiyor.” derler, o da gerisin geriye mahzun ve kalbi kırık bir hâlde ayrılmak zorunda kalır.

İnsan, oruçta, yemeden-içmeden kesilmek suretiyle Cenâb-ı Hakk’a karşı bir teveccühte bulunur. Namazda da –geçici de olsa– bir mânâda dünyaya ait malayaniyattan kesilme, tamamen Allah’a teveccüh etme vardır.

Namaz, Arafat’ta dahi zor kazanılabilecek bir huzuru, günde beş defa mücevher taşıyan eteğiyle getirir, mü’minin önüne döküverir. O günde beş defa bu davetle gelir ve mü’minin gözünün önünde kendisini hissettirir. Mü’min de günde beş defa alnını seccadeye kor, şâir-i şehîrimizin ifadesiyle, “Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!” der.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem):

أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ، وَهُوَ سَاجِدٌ، فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ

“Kul, Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın!”54 buyurur. Biz, başımızı yere koyduğumuz zaman, bu yakınlığın doruğuna ulaşırız. Sonra da bu tahayyül ve tasavvur içinde,سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى “Yüce Rabbim, (her çeşit kusurdan) münezzehtir.” deriz.

52