Evet, Allah (celle celâluhu), kendisine kulluk adı altında tevazu gösterdiğimiz nispette bizi yükseltip insanlığın en üst mertebesine çıkaracaktır. Aksine biz, kendi menfaatlerimizin zebunu, çıkarlarımızın esiri olarak yaşadığımız ve gündelik işlerimizle meşgul olduğumuz müddetçe de belki zâhiren kazanacak fakat hakikatte çok şey kaybedeceğiz. Cenâb-ı Hak, her hâlükârda ahireti hatırlamaya bizleri muvaffak kılsın. Öyle işler yaptırsın ki, behemehâl kendisini hatırlayalım; hesabı, mizanı ve defterlerin uçuştuğu ânı hatırlayalım.. hatırlayalım ve durumumuzu ona göre ayarlayalım. Zaten mü’min odur ki, onu gördüğünüz zaman ahireti ve Rabbi hatırlarsınız, kalbiniz istikamet kazanır.
Ne mutlu onlara ki günde beş defa mescide koşar, Allah tarafından akıtılan ve çağlayan hâline gelen namaz deryasına dalar, maddî-mânevî bütün kirlerinden arınır ve sonra da tertemiz olarak Rabbin karşısında el-pençe divan durur, öbür âlemin imarı için dua ve dileklerde bulunurlar.
2. Bir İbadet Olarak Namaz
a. İbadetlerde Taabbüdîlik
Cenâb-ı Hakk’a teveccühte, ibadet ve dualarda bir sırr-ı ubûdiyet (kulluk sırrı) vardır. Yani onlara yüklenen mânâları kul bilemeyebilir; ama sırf emredildiği için onların gereğini eda eder ve böylece emre âmâde bir kul olduğunu gösterir. Kulluk vesilesiyle kalbin, ruhun, hissin ve sırrın beslenmesi; onların Allah’a (celle celâluhu) teveccühü gibi maslahatlar hâsıl olabilir. İnsan biraz düşündüğünde bunlar dışında başka bir kısım hikmet ve faydaların meydana geldiğini de görebilir.