İbadetler, malî ve bedenî olmak üzere iki kısma ayrılır. Namaz, her ne kadar bedenî bir ibadet olarak değerlendirilse de –bazı fakihlerin belirttikleri gibi– malî yönünün olmadığını söyleyemeyiz. Zira eski dönemlerde insanlar ‘zaman değeri’ denilen hususu bilmiyorlardı. Kapitalizm ve komünizmin ortaya çıkmasıyla birlikte zamanın değeri insanlar tarafından anlaşılmaya başlanmıştır. Oysaki Müslümanlıkta zaman zaten bir değere sahipti ve kıymeti biliniyordu. İnsan, gerek namaz gerekse abdest için belli bir vakit ayırır. Bir yönüyle namaz kılarken elbisesi aşınır. Bir yönden namaz kılmak için dükkânını kapatmak zorunda kalır. Bunlar bir araya getirildiği zaman namazın mali bir yönünün olduğu da görülür.
Namazın bir de –daha ziyade sufilerin üzerinde durdukları– ‘kalb tasfiyesi’ ‘nefis tezkiyesi’ yönü vardır. İnsan, namazda kalbiyle Allah’a yönelir ve nefsini iki büklüm yapar. Nefsinin gururunu secde kancasıyla büker. Dolayısıyla ruhun terakkisi adına namazın ihtiva ettiği bir mânâ vardır.
Namazın bir başka hususiyeti de insanın, meleklerle birlikte aynı safta yanyana durmasıdır. Fakihlerin de kabullendiği bu mevzuyla ilgili olarak namazın sonunda sağa-sola selam verirken yanındaki cemaatle birlikte ruhanilere ve meleklere de selam vermenin niyet edilmesi tavsiye edilmiştir. Demek onlar da insanın namazına iştirak ediyorlar. Onların bulunduğu yere ise sekine iner. Namaz, böylece meleklerin ibadetinden de bir çeşni içermektedir.
Melaike-i kiramın bazıları sürekli rükûda, bazıları secdede durur, Cenâb-ı Hakk’a tazimlerini öyle ifade ederler. İnsan da bir yönüyle onların bu ibadetlerini aynıyla temsil eder. Şu kadar var ki meleklerin her bir sınıfı bu ibadet çeşitlerinden sadece birini yerine getirirken insan, namazda bunların hepsini bir arada yapar.