İçeriğe geç

9. İ’la-yı Kelimetullah ve Namaz Dengesi

Her ibadetin kendine göre bir yeri ve ağırlığı vardır. Usûlünden fürûuna, en temel konularından teferruat meselelerine kadar bir mü’minin bütün mükellefiyetleri, ciddi bir tenasüp içindedir ve aralarında hiçbir uyumsuzluk yoktur. Namazsız ve oruçsuz bir cihad tesirli olamayacağı gibi cihadsız bir namazın da hakikatine uygun edası mümkün değildir. Evet, bunlar birbiriyle omuz omuza ve diz dizedirler. Mevcudiyetlerini tıpkı bir kubbede baş başa vermiş taşlar gibi beraber sürdürürler.

Akide mevzusu da böyledir; imansız İslâmiyet olamayacağı gibi İslâmiyet’siz iman da tam olmaz. İnsan, inanılması gereken şeylere sağlam inanacaktır ki sağlam Müslüman olabilsin. Bir insan, sağlam bir şekilde iman etmeden İslâmiyet’in emirlerini yerine getirse ya kendisi ya da nesli bir noktadan sonra o emirler hususunda tembellik göstermeye başlar. İnsan, hem sağlam iman etmeli hem de tam tekmil amel etmelidir. Amelle desteklenmeyen iman yavaş yavaş zayıflar ve çözülür ki günümüz nesli bunun canlı bir misalidir.

Binaenaleyh cihadla namaz birbirinden ayrılmamalıdır. Sahabe-i kiram hem Allah yolunda cihad eder hem de namaz kılarlardı. Çünkü namaz, kulun günde beş defa Allah’a karşı ahd ü peymânını yenilemesi, cihadla beraber sair vazifeler ise Allah nezdinde mükemmeliyete yürümesi demektir. Aslında insan, günde beş defa değil belki beş yüz defa ahd ü peymânını yenilese yeridir. Zira ancak bu sayede aşk u şevk, samimiyet ve ihlâsla cihad vazifesini de yapma iz’anına sahip olur.

147