İçeriğe geç

İnsanın dedublesi, ceset bir yerde dursa dahi, hayatî bütün fonksiyonlarıyla beraber sayısız denebilecek kadar çok yerde bulunabilir. Bunun, “Zübdetü’l-Hakâik”19 isimli eserde yüzlerce misali vardır. İslâm tasavvufu âdeta bu tür misallerin cümbüş yeridir.

Batı’da tecrübe, ilimde bir esas hâlindedir. Onlar, denemediği şeye inanmazlar. Batılı, “Ruh var mı, yok mu?” bunu ya laboratuvara getirmek ister veya en azından medyumun eliyle, ağzıyla, gözüyle, kulağıyla bunu ispatlamaya çalışır. Onun içindir ki, Batı’da dünya çapında pek çok medyum yetişmiştir. Ancak, Batı’da da meselenin müşahitleri sadece medyumlardan ibaret değildir.

Goethe bir Alman şairidir. Başından şöyle bir hâdise geçmiştir: “Yağmurlu bir akşam arkadaşı K…. ile Weimar’da, Belvedere’de geziniyordu. Sanki karşısında bir hayal görmüş gibi birdenbire durdu ve yüksek sesle bağırarak şunları söyledi:

‘Yâ Rabbi! Eğer dostum Frederic’in bu anda Frankfurt’ta bulunduğundan iyice emin olmasaydım bunun o olduğuna yemin ederdim!’ Bunu müteakip de dehşetli bir kahkaha salıverdi. ‘Ama bu ta kendisi… Dostum Frederic! Sen burada Weimar’dasın ha?.. Fakat Allah aşkına nasıl oldu da benim geceliklerimi, takkemi, terliklerimi giyip böyle koca bir caddenin ortasına çıktın?..’ Goethe’nin gördüklerinden hiçbirisini görmeyen ve bundan hiçbir şey anlamayan K…. şairin birdenbire delirdiğini zannederek ürktü. Fakat yalnız kendi gördükleriyle meşgul olan Goethe elini uzatarak bağırdı:

‘Frederic… nereye gittin. Yâ Rabbim?.. Azizim K… şimdi rast geldiğimiz adam nereye gitti, görmediniz mi?’ Şaşıran K… hiçbir cevap veremiyordu. Şair başını iki tarafa çevirerek dalgın bir tavırla bağırıyordu: ‘Evet anlıyorum. Bu bir görüntüden ibarettir. Fakat bunun mânâsı ne olabilir? Acaba dostum ani olarak öldü mü? Acaba bu onun ruhu mudur?’

37