Evet, bu yolda az yiyeceksin. Özellikle proteini bol olan yağ, et, yumurta gibi gıdalardan kaçınacaksın. Az içecek, az uyuyacaksın. Zaten Allah Resûlü de bütün bu hususlara işaretle: “Sizin adınıza en çok korktuğum, göbek bağlamanız, çok uyumanız, tembelliğiniz ve yakîninizin az olmasıdır.”74 buyurmuyor mu? Aslında, sırasıyla bunlar birbirini doğuran neticelerdir:
Çok yiyen bir insan çok uyur, çok uyuyan bir insanın da yakîni çok az olur. Aksi neticeler de yine bunların aksinden doğar. Yani, az yiyen az uyur ve az uyuyanın da yakîni gün geçtikçe çoğalır. Öyle ise bu neticeye ulaşmak isteyenler, mutlaka az yemeli, az uyumalı, hayrete varmalı ve gözlerinin misal âlemine açılmasını temin etmelidirler.
Neticeye ulaştıran şartlardan biri de az konuşmaktır. Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) dediği gibi “Çok konuşanın sakatatı çok olur.”75 Onun laflarının çoğu işe yaramaz ve bu tür insanlara gayb perdesi aralanmaz.
“Sükût-u müdâm” devamlı sessizlik demektir. İnsan sesini kesip, gözünü, muttali olmak istediği âleme döndürmeli ki, yaramaz her şeyi unutarak ruhunu ulvî âlemlerle irtibatlandırabilsin.
“Uzlet ani’l-enâm” ise halktan uzak ve ayrı durmak mânâsına gelir. İnsan, göz ve kulak vasıtasıyla kalbinin, ruhunun kirlenmesine meydan vermemelidir. Hâlbuki çarşı-pazar ve insanlarla ihtilatta, bunların kirlenmesine sebep olacak faktörler sayılamayacak kadar çoktur. Bu faktörlerin menfi tesirinden kurtulabilmenin en sağlıklı yolu uzlet, yani insanlardan uzak kalmaktır.
“Zikr-i müdâm ve teveccüh-ü tâm”, neyi anmak gerekiyorsa onu anmaktır. Kimisi Mesih’i, kimisi de Buda’yı anar. Hâlbuki bizler Allah’ı anar ve O’nun yüce adını vird-i zeban ederiz. Böylece teveccüh-ü tâm hâsıl olur ve insanın ufkunda yeni menfezler açılır.
Dipnotlar
- 74 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl 3/460.
- 75 Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/361.