İçeriğe geç

Diğer taraftan seviye farkı çok değişik olmakla beraber, Cenâb-ı Hak bazı veli kullarının da gözlerini açar, onlara, başkalarının göremedikleri noktaları gösterir. Yani bazı kimselerin fıtratlarında bu duyuya ait meleke mevcuttur. Hatta bazı medyumlar da böyle bir ruhî melekeye sahip olarak yaratılmışlardır. Onlar da kendi cehd ve gayretleriyle, Cenâb-ı Hakk’ın fıtratlarına yerleştirdiği bu melekeyi çalıştırır ve istikbale ait çok meseleleri hissedebilirler. Ancak bunların hiçbiri, mutlak gaybı bilmek değildir.

Mutlak gaybı bilmek, Allah’a mahsustur. Peygamberlerin, velilerin ve medyumların bildikleri ise, mutlak gayba göre oldukça sınırlı ve mahduttur. Ve yine bu da ancak Allâmü’l-Guyûb’un bildirmesiyledir. Yoksa normal şartlarda ve beşerî ölçüler dahilinde gaybı bilmek, maziyi ve istikbali hâdiseleriyle ihata etmek imkânsızdır.

Kur’ân-ı Kerim, gaybe ait verdiği haberler ile beşerin dikkatlerini üzerine celbetmiş mu’ciz bir kitaptır. Ne bir velinin ne de herhangi bir medyumun gaybten haber verme hususunda Kur’ân’la boy ölçüşmesi imkânsızdır. Zira Kur’ân, Ezel ve Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hakk’ın kelâmıdır ve verdiği haberler de ezel ve ebed kaynaklıdır.

Bu meyanda Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de zaman zaman ilm-i gaybe mazhar olmuştur. Ve mazhar olduğu bu lütuflar, O’nun nübüvvetinin birer mucizesi olarak addedilmiştir. Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünya mihrabından, mazi ve müstakbelle alâkalı bazı mucizevî haberlerinden birkaç misal arz edeceğiz.

Peygamberimiz’in Gaybı Bilmesi

65