İçeriğe geç

Ruh, beden içinde bulunduğu sürece belli kayıtlar altındadır. Ancak o, beden ile münasebetini kesince, külliyet kazanır ve her türlü kayıttan kurtulmuş olur. Böyle olunca da görüş ve hissedişi apayrı bir buudda cereyan eder. Onun içindir ki, ölüm sekeratına girmiş bir insanın (daha önce iman etmemişse) imanı makbul değildir. Zira o, tabiat ötesi âlemi görmüş ve gideceği yeri müşâhede etmiştir. Firavun böyle bir anda iman ettiği için imanı kabul olmamıştır. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti gazabına sebkat etmiştir.14 Buna rağmen o insanın imanı kabul edilmemektedir. Zira artık o, hakikati apaçık görmüş ve imtihan sırrı ortadan kalkmıştır. Demek ki, ölüm anında ruhun gördüğü bir hakikat vardır. Ve yine demek ki, o hakikati gören bir de ruh vardır. Çünkü ceset artık hiçbir şey görmemektedir.

Arthur Hill diyor ki:

“Atomların veya elektronların varlıklarını göremediğim hâlde, reaksiyonlarına bakarak onların varlıklarına nasıl inanmış isem, ruhların varlıklarına da, gördüğüm olayları değerlendirerek aynı suretle inanıyorum.”

Victor Hugo, imansız şairler arasında sayılmaktadır. O sosyalistlerin istismarına müsait, sefalet şiirinin şairidir. Ancak yine o, son anlarını yaşarken şöyle demiştir: “Artık çanları çalmayın. (Yani vasıtayla araya girmeyin.) Zira ben Allah’a inanıyorum.”

Acaba, birkaç insanın beynini taşıyan bu muhteşem dimağ, hayatının son dakikasına kadar eşya ve hâdiselerden ders almamışken o dakikada ne gördü ki, kilisenin aracılığını da elinin tersiyle iterek “Ben Allah’a inanıyorum.” dedi. Belli ki, onun bu itirafı, ruhunun müşâhede ettiklerinden ileri gelmişti.

Ruh ve Madde dergisi şöyle bir hâdiseyi naklediyor:

31