İçeriğe geç

Yine bunun benzeri bir hâdiseyi de Tâhirü’l-Mevlevî anlatıyor: İskilipli Âtıf Hoca ile aynı koğuştaydık. Hocanın ertesi gün mahkemesi vardı. Bu yüzden durmadan müdafaa hazırlıyordu. Derken sabah vakti yaklaşmış idi ki, yataktan kalktı ve gece geç vakitlere kadar hazırladığı müdafaaları yırtıp atıverdi. Niye böyle yaptığını sordum. Şöyle cevap verdi:

“Bu gece Peygamber Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) müşerref oldum. Bana: ‘Âtıf! Hâlâ bize gelmek istemiyor musun?’ dedi. Ben de: ‘İstiyorum yâ Resûlallah!’ karşılığını verdim. Artık kendimi müdafaa etmemin bir mânâsı kalmadığı kanaatindeyim. Zira bana gayri, sefer göründü, Resûlullah’a kavuşacağım.’ dedi. Hakikaten dediği gibi oldu. O gün Âtıf Hoca son duruşmasında hüküm giydi ve birkaç gün sonra da idam edildi.”

Şimdi İskilipli Âtıf Hoca acaba, Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) nasıl bir irtibat kurmuştur ve Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) gaybî ifadesinde ona öleceğini ne şekilde bildirmişti ki, o da müdafaadan vazgeçivermişti? İşte bunların hiçbirini maddî sebepler ile izah kabil değildir.

Hz. Fatih, iştiyakla Hz. Ebû Eyyub el-Ensârî’nin (radıyallâhu anh) mübarek merkad (kabri)inin bulunmasını ister. Zira bu, onda bir aşk, bir iştiyak hâline gelmiştir. Gayesinin tahakkuku için Akşemseddin’e müracaatta bulunur. Akşemseddin murâkabeye varır. Ve o büyük sahabinin merkadini bu yolla tespit eder.

Hz. Ebû Eyyub el-Ensârî Hazretleri ile ilgili benim de bir hatıram var. Müsaadenizle onu burada arz etmek istiyorum:

63