İçeriğe geç

Önceleri bir kısım insanlar, o günlerde izahı yapılamayan birtakım gizli kabiliyetler ve maharetler göstermişlerdir. Ne var ki bunlar sadece maden ve su arayıcılığında, bir kısım hastalıkların teşhisinde, cinayet suçlularının tespit edilişinde, çalınan eşyaların saklandığı yerlerinin tayininde, hırsızların izlerinin takibinde ve kaybolmuş insanların ortaya çıkarılması gibi hususlarda kullanılıyordu. Bugünkü yaklaşım tamamen farklı ve fizik ötesi hâdiselerin hayatımızla ne kadar içli dışlı olmasıyla alâkalıdır.

Hemen herkesin, farkında olsun veya olmasın, başından geçmiş bir hayli esrarengiz hâdise vardır. Meselâ, herhangi bir hâdiseyi önceden hissetme veya zikredilen bir şahsın, üç-beş dakika sonra çıkıp-gelmesi, ilk defa karşılaştığı şahsı veya manzarayı önceden görmüş olma hissi, birinin içinden geçenleri okuma, bir düşüncenin birkaç insan tarafından birden ifade edilmesi, olduğu gibi zuhur eden ilhamlar… gibi hepimizin başından geçen dünya kadar hâdise vardır ki, bunların hiçbiri üzerinde ne düşünmüş ne konuşmuş ne de i’mâl-i fikretmişizdir.

Buna rağmen bu sırlı hususlar ve bu esrarengiz alâka bizlere daima birtakım gizli mesajlar sunmakta, hayatı ve kâinatı daha şuurlu bir şekilde duyup yaşamaya davet etmektedir.

Hayatı duyarak yaşayan ve bir kısım garip hâdiselere maruz kalan insanın, belki de en çok karşılaştığı ve telestezinin bir buudu olan hiss-i kable’l-vuku (önsezi, hâdiseleri önceden hissetme) mevzuu da yine ruhî duyularla ilgili ve madde ötesi varlıkların mevcudiyetine ayrı bir delil teşkil eder.

Önsezi ile ilgili yüzlerce, binlerce hatta yüz binlerce misal bulmak mümkündür. Biz burada sadece kendi dünyamıza ait birkaç misal ile yetineceğiz:

61