Dr. F. A. Kraft anlatıyor: “Birinci Dünya Savaşı’nda hudutta çarpışan bir nefer 1920 yılında hastanede ölmüştü. Son nefesini vermeden iki dakika kadar evvel şöyle bağırıyordu: ‘Hanri, Şarl, demek sizler oradasınız… Artık, etrafa hep birlikte tırpan atarız. Ben iki seneden beri hastayım… ah… evet bekleyin…’
Ölenler, hemen bütün hâllerde kendilerinden evvel ölmüş olan akraba ve arkadaşlarını görürler ve onlara isimleriyle seslenirler.
Bu konuda ilgi çekici bir başka vak’a ise şudur:
“Amerika iç harbi kalıntılarından, uyanık ve serbest fikirli eski bir savaşçı, yatağına uzanmış son saatini bekliyordu.
Bir çarşamba günü hasta, âdetinin aksine, bir acelecilik göstererek muhtelif ricacılarla beni ısrarla istetti. Saat sekize doğru koğuşa girdiğim zaman elini kaldırarak yaklaşmam için bana işaret etti. Tasalı yüzü, sevinçli bir hâl almıştı. Bana dedi ki:
Bu sabah saat üçte uyanmıştım. Gözlerim açık, hareketsiz yatıyordum. Birdenbire karyolamın ayakucunda bir varlığın mevcudiyetini hissettim. Hiçbir korkum yoktu. Bilakis istirahat edebilmem için, ölümü istiyordum. Bu görünüş, bana bunu daha iyi anlamak imkânını vermiş oldu. Yavaş yavaş kardeşim James’in yüzünü tanıdım. Canlılığı açık şekilde belli idi. Bana doğru eğildi ve tarif edilemeyecek kadar kolay bir tesirle bana söylemek istediği şeyleri anlattı. Derhal evvelce biricik iyi dostum olan kardeşimle birlikte geçirdiğimiz hayatı bütün tafsilatı ile hatırladım. Konuşmaya başlayınca da sesini iyice tanıdım. Bana: ‘Maxvelle, önümüzdeki pazar günü sabah 11’de benimle birlikte geleceksin!’ dedi ve sonra kayboldu. İtiraf ederim ki, kendimi hakikaten bahtiyar hissediyorum. Bunun bir hayal veya aldığım ilaçların tesirinden mütevellit olmadığına kat’iyen eminim.