Bilhassa kişi bu işi usûlünce yapamıyorsa ve başında kendisine ışık tutan bir rehberi, bir mürşidi de yoksa, bu habis ruhlar kendilerini kabul ettirir ve o şahsı oyuncak hâline getirebilirler. Böyle bir şey, bazen tergîb, teşvik ve okşamakla, bazen de tehdit ve korkutmakla olur ve o kişiyi bütünüyle kendi hesaplarına göre konuşturur, kendi hesaplarına göre iş yaptırırlar. Günümüzdeki sapıkların çoğunda görüldüğü gibi, kimisine Mehdi, kimisine –hâşâ– Mesih, kimisine –hâşâ– peygamber ve kimisine de –hâşâ– Allah olduklarını söylettirirler.
2. ŞEYTANIN TELKİNLERİ
Şeytanlar bazı insanları tesirleri altına alarak değişik davranışlara sürükler ve kimisine Mehdi, kimisine Mesih, kimisine de peygamber olduklarını telkin ederler.
Hindistan’da zuhur eden Gulam Ahmed bu kabîl şeytanların mel’abesi (oyuncağı) olmuş bir insandı. 19. ve 20. asrı birbirine bağlayan bir dönemde yaşamış bu insan, bugün “Gulam Ahmed dini(!)”nin kurucusudur. O, işin başında Hint yogizmine karşı, fakirizm yolunu tutmak suretiyle İslâm’ın üstünlüğünü ispat etmek istemiş fakat habis ruhların saldırısına maruz kalmıştı.
Gulam Ahmed, önceleri kendisinin müceddit olduğunu söylüyordu. Zira habis ruhlar ona bu telkinde bulunuyor ve “Sen mücedditsin, insanlığı, içine düştüğü bu girdaptan sen kurtaracaksın, beşere beklediği kurtuluş dönemini sen bahşedeceksin!” diyorlardı. Sonra meseleyi biraz daha ileri götürerek, bu işin sadece bir tecdit işi olmadığını kendisine telkin ettiler. Böyle ağır bir mükellefiyeti ancak “Mesih” yüklenebilirdi. Ve derken Gulam Ahmed’i buna kat’iyen inandırdılar. O da açıkça Mesihiyetini ilan etti. Eserlerinin birçok yerinde, “Gökten inmesi beklenen Mesih benim.” dedi. Ancak meseleyi bu kadarla atlatması da mümkün olmadı. Daha sonraları -hâşâ- Cenâb-ı Hakk’ın kendisine hulûl ettiğini iddia etti. Ve “Allah bende zuhur etti.” demeye başladı.