İçeriğe geç

İnsan Kur’ân ile doğru ve aydınlık yolu bulur. Kur’ân’la bütünleştiği ölçüde kendisini her türlü tehlikelerden korumuş olur. Böyle yaşayan ve böyle ölen bir insan, öldüğü gibi haşrolur ve yine koruyucu ve bir ışık kaynağı olarak orada da Kur’ân’la karşılaşır.

Ahmed İbn Hanbel ve Tirmizî de bize şu hadisi naklederler:

İbn Ömer diyor ki: Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanımıza geldi. Sağ ve sol elinde iki tane kitap vardı. Bize hitap ederek:

“Bu kitapların ne olduğunu biliyor musunuz?” buyurdu. Biz “Hayır yâ Resûlallah.” dedik. Sağ elindeki kitaba işaretle şöyle ferman ettiler:

“Bu sağ elimdeki, Rabbü’l-âlemînden bir kitaptır. (O’nun bana verdiği, temessül ile intikal ettirdiği bir kitaptır.) Bunda, bütün ehl-i Cennet’in isimleri, babalarının, kabilelerinin, aşiretlerinin adları yazılıdır.” Sonra sol elindeki kitaba işaret buyurarak:

“Bu da, Cenâb-ı Hak’tan bana bir kitaptır ki, onda, Cehennem ehlinin isimleri, baba ve kabilelerinin adları vardır.”

İbn Ömer sözüne devamla; “Biraz sonra da (sanki uçup gitmiş gibi) bu kitaplar kayboldu.”55 der.

Şayet bu kitaplar âlem-i şehadete mahsus kitaplar olsaydı, evvelâ bütün ehl-i Cennet’in ve ehl-i Cehennem’in isimlerinin o kitapta yazılı olması mümkün değildi. İkinci olarak, o devirden kıyamete kadar gelecek bir sürü insan daha dünyaya gelmemişken, babalarının ve kabilesinin isimleri, dünyaya ait bir kitapta yazılmış olamazdı. Olsa olsa o sabit aynalardan intikal etmiş, âlem-i misale ait Levh-i Mahfuz’un istinsahlarından ibaret Levh-i Mahv ve İspat’la alâkalı bir kısım tablolardan ibarettir.

İbn Ömer’in “Biraz sonra da bu kitaplar kayboldu.” ifadesinden biz bu mânâyı anlıyoruz.

104