İçeriğe geç

– “Aynen öyle de, bu âlem şehrinde dünya sarayının damındaki yıldız lambaları, bir kısmı -kozmografyanın dediğine bakılsa- küreiarzdan bin defadan daha büyük ve top güllesinden yetmiş defa süratli hareket ettikleri hâlde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor; yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmografyanın dediğine göre, küreiarzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniye’de bir lamba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küreiarzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür ve bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin…

Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lambaları ve idareleri ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir… O derecede sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla bu meşher-i a’zam-ı kâinatın Sultanı’nı, Münevviri’ni, Müdebbiri’ni, Sânii’ni, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.”

Buna karşı, çok şiddetli bir şekilde “Hayır, hayır!” yazdı.

-Şimdi iyi dinle: “Nasıl ki mükemmel bir eczane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var. Şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.” Tamam mı?

– Tamam.

99