İçeriğe geç

Hz. Abbas yanına oğlu Abdullah’ı da alır ve beraberce Allah Resûlü’nü ziyaret maksadıyla mescide gelirler. O esnada Allah Resûlü, yanında oturan bir başka kişiyle ciddî bir meseleyi müzakere etmektedir. Onun için de Hz. Abbas ve oğluyla ilgilenemez.

Bunun üzerine Hz. Abbas belki de biraz buruk olarak oğluyla dışarıya çıkar. İbn Abbas (radıyallâhu anh), babasına: “Baba! Allah Resûlü’nün yanında bulunan adamı görmedin mi? Şimdiye kadar o kadar güzel yüzlü birini görmedim.” der. Hz. Abbas: “O mu, Allah Resûlü mü güzel?” der. İbn Abbas: “O” deyince, “Hadi gidelim, soralım.” derler ve beraberce geriye döner, mescide girerler. Olan hâdiseyi aynen Efendimiz’e naklederler. Allah Resûlü, İbn Abbas’a sorar: “Sen benim yanımdaki şahsı gördün mü?”

O, “Evet yâ Resûlallah, gördüm.” der. Ve Allah Resûlü biraz evvel yanında bulunan şahsın Cibril olduğunu ve kendisi hakkında söylediği müspet şeylerden bahseder.29

Hz. Abbas o esnada görme pozisyonunda, kuşağında olmadığı için Cibril’i (aleyhisselâm) görmemiştir. Hâlbuki yanında bulunan oğlu Abdullah b. Abbas (radıyallâhu anh) onu müşâhede etmiştir. Demek ki, görmek için, görme durumunu kazanmak şarttır.

Sözün burasında, hemen şu noktaya intikal edelim: İnsan Allah’ı görme durumuna ulaştığı zaman O’nu da görecektir. Bu da insanın Rahmet ve Ulûhiyet âlemiyle rezonans olmasıyla alâkalıdır. Dünyada iken hiç kimse Allah’ı göremez. Görenler hayal görmüşlerdir. Gördüm diyenler, hata içindedirler, Nâmütenâhî (sonsuz) olan, sınır tanımaz ki, mütenâhî (sonlu) olanlar tarafından görülsün.

55