İçeriğe geç

Efendimiz, esasen şahsına, İslâm’a ve Allah’a karşı tecavüz ve ihanette bulunan her kim olursa olsun elinin tersiyle onları tersyüz eder, kaldırıp atar. Fakat âlem-i berzahın da kendine göre kanun ve kuralları vardır. En büyük ruhlara dahi bu mevzuda sonsuz tasarruf selâhiyeti verilmemiştir. Hatta bazen vurulan mânevî kelepçelerle onların kollarının bağlandığı da olur. Nitekim başımıza gelen belâ ve musibetler karşısında evliyâ ve asfiyânın ruhaniyatlarına az gönül koyan bir büyük ruh, onlara “Niçin bize yardım etmiyor, medetresan olmuyorsunuz?” diye sitem edince onlardan biri hemen sırtını döner ve ellerine vurulmuş kelepçeyi gösterir. “Zannediyor musun, der, biz istediğimiz gibi hareket ediyoruz ve sorumsuzca tasarrufta bulunabiliyoruz. Görüyorsun ki kollarımız bağlı ve hiçbir şey yapamıyoruz.”

Evet, en büyük ruhlar dahi ancak Cenâb-ı Hakk’ın verdiği salâhiyet nispetinde tasarrufta bulunabilirler. Bu, meselenin birinci yönü.

İkincisine gelince; Cenâb-ı Hak, bu vesile ile Nureddin Zengi’ye şeref kazandıracaktır. Onun için de Efendimiz ona rüya âleminde görünecek ve kendisine muhafızlık vazifesi tevdi edecektir.

Bunu duyan Nureddin Zengi, hiç durur mu? Yatağından fırlar ve yola revan olur. Maiyetiyle beraber Şam’dan Medine’ye tam 16 günde varır. Medine’ye varır varmaz da hemen ilan eder: Yanına gelen herkese bahşiş verecektir. Bütün Medine halkı önünden geçer. Fakat Allah Resûlü’nün işaret ettiği, siret ve suretleri menhus o adamları, gelip geçenler arasında göremez. Başka kimsenin kalıp kalmadığını sorar. Ravza-i Tâhire’nin hemen karşısındaki küçük kulübede oturmakta olan üç tane mağriplinin gelmediği anlaşılır. Derhal adamlarını gönderir ve bu şakîleri huzuruna celbeder. Bakar ki, rüyasında gördüğü aynı şahıslar…

93