Selçuklu devrinde, Anadolu’nun fethine iştirak eden seyyahlardan biri -ki o devrede bir yer fethedilmeden önce seyyahlar gider ve kendi manyetik alanlarını oraya taşıyarak fethe zemin hazırlarlardı. Seyyahlardan sonra akıncılar, ardından da fetih orduları gelir, oralar fethedilirdi- şöyle bir hâdise anlatıyor:
“Bizans topraklarında dolaşıyordum. Yolda benim gibi seyyah genç bir adamla karşılaştım. Beraber gezmemizi teklif etti. Razı oldum. Yolumuzun üzerinde bir Bizans müfrezesi ile karşılaştık. Ve onlarla aramızda çatışma başladı. Bir ara arkadaşımı şehit ettiler. Ben yalnız kalmıştım. Fakat kavgayı sürdürüyordum. Nihayet ben de güçten, dermandan kesildim. Hasmım tam beni alt edeceği sırada idi ki arkadaşım birden yerinden doğruldu. “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin.”46 âyetini okuyarak geldi ve beni öldürmek üzere olan hasmımı yere serdi. Onun, yerinden doğrulup kalkmasını gözümle görmüş ve okuduğu âyeti kulağımla duymuştum. Ben kurtuldum. Fakat o eski hâli üzerinde ve upuzun yerde yatıyordu.”
d. Her Şeyi Gösteriyorlardı
Diyarbakır’ın Maden kazasında bir kadının öldükten dört saat sonra tekrar dirildiği ve hâdiseyi şöyle anlattığı bildiriliyor:
“Hiçbir hastalığım yoktu. Akşamdan başımda hafif bir ağrı hissediyordum, öğleyin saat 12 sıralarında yere düştüm. İlk hissettiğim şey, parmaklarıma bir sopa ile vurulması idi. Hatta ayıldıktan sonra bile parmaklarım ağrıyordu. Orada ölen bütün akrabalarımı gördüm. Beni yüksek bir tepenin üzerine çıkarıp her şeyi gösteriyorlardı.
1954 senesinde ölen kayınvalidemi, bir kapının önünde domuz şeklinde bağlı gördüm. Niçin böyle oldu, dedim. Ben dünyada misafir sevmediğim için onun cezasını çekiyorum, dedi.
Dipnotlar
- 46 Bakara sûresi, 2/154.