Bulut yavaş yavaş yoğunlaşarak hastanın şeklini aldı. Rengi müstesna, her hususta tamamıyla kız kardeşine benziyor ve hastanın biraz üstünde, yüzü yere çevrilmiş olarak, havada dalgalanıyordu. Akşama doğru hasta sakinleşmeye başladı. Güneş battığı sıralarda hasta artık tamamıyla bitkin bir hâl almış, son dakikalarını yaşıyordu.
Edith, o an titreyerek kız kardeşine baktı. Yüzü morarmış, bakışları bulanmıştı. Buna mukabil üst kısımdaki hayal, bu sırada bedenden kendisini kurtararak tamamıyla teşekkül etmiş ve canlılık kazanmıştı. Hasta, hareketsiz ve şuursuz bir hâlde, yatağında serili yatarken üstünde dalgalanan hayal flüoresan ışığına benzeyen parlak kordonlarla onun kalbine, beynine ve hayatî organlarına bağlı canlı bir hâl almıştı.
Nihayet mühim an geldi; hayal hareket etmeye başladı. Bu hareket hafif olmakla beraber, vücutta canlılık doğuruyordu. Edith, bu esnada, bu meraklı sahneyi seyre dalmıştı. Bu sırada, parlak iki şekil daha belirdi. Bunlar, büyük annesi ile büyük babası idi. Bu evde ölmüşlerdi. Her ikisi de, cesetten ayrı duran hayale doğru yaklaştılar. Onu şefkatle kucakladılar. O da, başını büyük babasının omuzu üzerine bıraktı. Hastanın nefesi kesilinceye kadar bu hâlde kaldılar ve sonra hayal, kendisini cesede bağlayan parlak bağları kopararak ötekilerin kucaklarında, hep birlikte pencereden uçup gittiler.”
Madam Joe Suell anlatıyor: “20 sene devam eden hasta bakıcılığım sırasında, birçok ölüm vak’alarında, ölenlerin başları ucunda bulundum. Ölümü müteakip daima insan şeklinde ruhî bir varlık, cesedin üzerinde yükseliyor ve sonra gözden kayboluyordu.”
Anlattığı vak’alardan birini aşağıda aktarıyoruz: