Başta Buhârî ve Müslim olmak üzere bütün hadis kitapları ittifakla şu hususu kaydediyorlar: Bir gün Allah Resûlü minbere çıkmışlardı. Gaybî âleme ait bir kısım haberler veriyorlardı. Bu esnada bir hayli de celâlli görünüyorlardı. Bir ara “Bugün bana istediğinizi sorun!” buyurdular. Herkes bir şeyler soruyor, O da cevap veriyordu. Tam o esnada bir genç ayağa kalktı, “Benim babam kim yâ Resûlallah?” diye sordu.
Hakkında dedikodu ediliyordu. Babası olmadığı yolundaki bu dedikodular burnunu kızartıyordu ve insanların yüzlerine rahatça bakamıyordu. Bugün bir fırsat bulmuştu.. ve işte onu soracak ve bundan sonra o ezici bakışlardan kurtulacaktı. Efendimiz şöyle cevap verdi: “Senin baban Hüzafe’dir.” Genç artık müsterihtir. Aldığı cevap onu memnun etmişti. Bundan böyle o da bir babaya nispet edilerek çağrılacaktı. “Abdullah b. Hüzafetü’s-Sehmî” (radıyallâhu anh) şanlı ve samimî bir sahabi…
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) minber üzerinde celâlli bir vaziyette ve herkese bir şeyler anlatıyor. Bu arada, sorulan sorulara da, gaybâşina bir üslûpla cevaplar veriyordu. Resûlullah’ın neden celâllendiğini bilemiyoruz ama, Hz. Ömer birden ayağa kalkıp, Allah Resûlü’ne hitaben sanki O gaybı bilmese de O’na inandıklarını dile getirir bir eda ile: “Biz Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan ve Peygamberimiz olarak da Hz. Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) razıyız.” dediğine şahit oluyoruz ki, onun bu ince ve mânidar sözleri, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yatıştırmıştır.38
Dipnotlar
- 38 Buhârî, ilim 28, 29; mevâkît 11; tefsir 5,12; fiten 15; i’tisam 3; Müslim, fezâil 134-138.