İçeriğe geç

İncelerden ince büyük bir kadın Hz. Fatıma Anamız, Efendimiz’in vefatından sonra, her günü bin ölümden daha ağır bir hicran ve ayrılığa ancak altı ay kadar dayanabildi. Babasını kaybedince, âdeta semasının bütün yıldızları sönmüş ve onun için dünya, zindandan farksız bir hâle gelmişti. Son bir iki ayı da hep yatakta geçirmişti. Ayağa kalkamayacak, hatta doğrulamayacak derecede hasta idi.

Efendimiz’in zevcât-ı tâhiresinden Ümmü Seleme Validemiz ise başucundan ayrılmıyor, Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) geri kalan bu tek ve biricik emaneti gözü gibi koruyordu. Saçlarını okşuyor, yüzünü, gözünü öpüyor ve her türlü hizmetinde bulunuyordu. Belki o da bu yaptıklarıyla Allah Resûlü’nün ruhaniyatını hoşnut ve memnun etmeye çalışıyordu. Şimdi hâdiseyi, nurlu validemiz Ümmü Seleme’den dinleyelim:

“Son günüydü. Gözleri eskisi gibi pırıl pırıl yanıyor, her tarafından neşeli olduğu belli oluyordu. Bir ara ‘Artık ben kalkmayacağım, bana bir gusül abdesti aldırın!’ dedi. Denileni yaptım. Bana tekrar baktı ve neşe dolu bir eda ile ‘Ben biraz sonra vefat edeceğim ve Sevgili Babam’a kavuşacağım. Artık beni ikinci bir defa daha yıkamayın.’ dedi. Aradan birkaç dakika ya geçmiş ya geçmemişti ki nur kadın vefat etti.”35

İşte Hz. Fatıma (radıyallâhu anhâ) vefat edeceği haberini verirken henüz ölümün manyetik alanına girmiş değildi. Hatta sekerâta bile maruz kalmamıştı; acaba ölüm nasıl bir tebessüm ile kendisine görünmüştü ki, biraz sonra vefat edeceğini söylemişti.

62