İçeriğe geç

Daha önce aktarmış olduğumuz misaller bize, maddenin ve fiziğin ötesinde başka bir varlığın mevcudiyetini haber verirler. Her şey gördüğümüz maddeden ibaret değildir. Ve her şeyi laboratuvar tecrübesi altına alamazsınız. Böyle yapmak isteyenler büyük bir yanılgı içindedirler. Ve bunlar ilmin ancak onda biriyle iştigal ediyorlar demektir. Beşeri topyekün ele almayı düşünenler, onun maddesine, fizyonomisine baktıkları gibi ruhuna, mânâsına, dedublesine de bakmalıdırlar. Ancak o zaman, insan hakkında sağlam bir hüküm verme imkânına sahip olurlar. Ve o zaman insan bir meçhul olmadan çıkar.

İnsanı tek yönü ile ele alıp tahlil edenlerin nazarında ise o, Alexis Carrel’in ifadesiyle, hep bir meçhul olarak kalır. Hâlbuki mevcud-u meçhul, varlığını bildiğimiz tek varlık Hz. Allah’tır (celle celâluhu). O’nu idrak ve ihata etmek mümkün değildir. O’nu idrakin en güzel ve doğru ifadesi, idrakinden âciz kalındığını itiraf olacaktır. Nebilerden sonra beşerin en muhteşem dimağı Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), “O’nu nâkabil-i idrak kabul etmek şeklindeki acz, tam idraktir”24demektedir. Efendiler Efendisi de, “Ey bilinen (her şeyden ayan olan), Seni hakkıyla bilemedik.”25der ve bu ifadesiyle mârifetin zirvesine taht kurar.

İşte, hakkında ‘bilemedik’ hükmünü vereceğimiz, ihatasızlık ve idraksizliğimizi ifade edeceğimiz tek varlık Allah’tır. Bunun dışında Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle, bildirdiği kadar ve bildirmek istediği şeyleri bilebiliriz. Buna insan da dahildir. Ama insanı bilmenin bir yolu vardır. O da insanı bütün yönleriyle ele almaktır. İnşâallah yakın bir istikbalde maarif yuvalarımız, meseleye bu türlü yaklaşan ilim adamlarıyla dolup taşacak, hâdiseler ve bu arada insan yeni bir bakış tarzıyla tahlile tâbi tutulacaktır.

45