İçeriğe geç

Yakınlarının anlattıklarına göre Ahmet Paşa, ölümü kendisi için muhakkak bilip, kayıtsız ve lâubâli hareket edermiş. 1653 Nevruzu’nda Salı günü divana geldiği vakit üzerinde, âşikâr bir vahşet varmış, vüzeraya selâm verdikten sonra: “Paşa karındaşlar, bugün son divana gelişimizdir, ahiret hakkını helâl edin!” diye veda etmiştir. İki gün sonra perşembe günü de idam olunmuştur.

7. Dördüncü Mehmed’in en küçük kızı “Kaya Sultan” bir korku ile uyanır ve gördüğü rüyayı kocası Melek Ahmet Paşa’ya şöyle anlatır:

“Bu gece rüyamda dedem Sultan Ahmed’i gördüm. Bana Cennet’te oturduğu sarayı gezdirdi. ‘Kaya’m, dedi, Yeni Camii yaptırırken işçilerin arasına karışarak eteğimle taş ve toprak taşımış ve ‘Ulu Allahım, Ahmet kulunun hizmetini kabul eyle!’ diye yalvarmıştım. O da kabul ederek beni Cennet’e aldı. Şimdi gel Kaya’m, sen de benim gibi Cennet’te sefa eyle.’ Fakat solunda duran büyük amcam Mustafa: ‘Kardeşim, Kaya için bu kadar acele etme. Melek Ahmet’ten bir kızı olsun, ondan sonra Cennetimize gelsin.’ deyince dedem bu niyetle ‘el-Fatiha’ diyerek elini yüzüne sürdü. Elime baktım sağ elime kan bulaştı. Korkudan uyandım.”

Paşa her ne kadar rüyayı iyi bir şekilde tabir edip Sultan’ı teselli etmeye çalışırsa da diğer taraftan Evliya Çelebi’ye:

– Bu esrar-ı Hüdâdır, sende Allah emaneti olsun, bu sırrı kimseye açıklama, -Allahu a’lem- bizim Sultan doğururken kanı akar, şehit olur, diyerek ağlar ve belki de kaderini düzeltir düşüncesi ile hazinesinden beş bin dört yüz kese getirtip, Sultan’ın eliyle fukaraya ve saraydaki adamlara dağıttırır. Hatta bundan, Evliya Çelebi’ye üç yüz, kız kardeşine de yüz altın düşer.

86