İçeriğe geç

Kimseyi kınamıyorum. Fakat ben, birçok safdil insanların “Mehdilik”, “Mesihlik” iddialarının altında hep aynı habis ruhların telkinini görmüşümdür. Onlar -bilerek veya bilmeyerek- böyle habis ruhların manyetik alanına girmiş ve daha sonra da bir türlü kurtulamamışlardır. Bu itibarla, İslâmî ölçü ve kıstaslara uymayan her türlü iddianın, seviye farkı sabit olmakla beraber, çeşitli habis ruhlarla irtibatlı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak -yukarıda da dediğim gibi- bu insanlardan bazısı düştüğü girdabın farkındadır, bazısı da değildir. Ve iddia ettiği makamın hakikaten sahibi olduğunu zannetmektedir. Hâlbuki normal şartlarda bir insan, rüyasında dahi böyle muallâ makam ve mevkilere liyakatini ifade etse, uyandığında ürpermeli, tevbe ve istiğfar etmelidir.

Bu konu, ayakları kaydıran bir konudur. Onun için üzerinde ısrarla duruyorum. Bunda mürşitsizliğin payı çok büyüktür. Nitekim Gulam Ahmed böyle bir yokluğun kurbanı olmuştur. Bir mürşitten el almaması ve Sünnet rehberliğinde yürümemesi onu bu hâllere düşürmüştür.

Aslında Gulam Ahmed’in başarmaya çalıştığı iş kolay da değildi. O, yogilere onların usûlleriyle galebe etmeye çalışıyordu.

Yogilik daha çok Hindistan’da vardır. Tibet ve diğer yerlere nispeten yaygın sayılır. Yogilerin hiçbir dinî gaye ve idealleri yoktur. Belki çoğu itibarıyla tamamen inançsızdır. Ancak belli temrin ve usûllerle ruhî melekelerini geliştirir ve bizim kayıtlı olduğumuz şartlardan kısmen kurtularak harikulâde hâller gösterirler. Daha önce de arz etmeye çalıştığımız, az yeme, az uyuma, az konuşma, daima düşünme ve bilhassa insanlardan tecerrüt etme prensipleri yogilerce de tatbik edilen usûller arasındadır. Ruh, cesedin rağmına geliştiği için, bu prensipler hiçbir yerde değişmemektedir.

113