İçeriğe geç

Bir de yogizme karşı aynı usûl ve prensipleri kullanan ve onlara karşı cihad içinde olan “Fakir”ler vardır. Fakirler İslâmî inanca sahiptirler. Ve İslâm’ı bu usûlle tebliğ edeceklerine inanmaktadırlar.

Yogilerle Fakirler arasında bu mânâda amansız bir mücadele mevcuttur. Kim daha harika hâdiselere sebep olursa, sanki galebe onun hakkıdır. Fakat bütün bu hâllerin zuhuru, uzun seneler çalışmayı ve cehdi gerektirmektedir. Meselâ bir yogi veya bir fakir, çok rahatlıkla bir treni durdurur, elinin bir işaretiyle kendisinden çok uzakta olan bir insanı yatırır, kaldırır, havada uçurur ve daha nice harikulâde hâller gösterir.

İşte Gulam Ahmed bu şartlar altında mücadele veren bir insandı ve işi zordu. Fakat onun bütün bu zorları aşması, akıbetini zorlaştırmaktan başka bir işe yaramadı. Habis ruhların elinde oyuncak hâline geldi ve gidip “hulûl” inancına saplandı.

Onun için bence, gayba muttali olma ve harikulâde hâllere mazhariyet, bir mü’min için esas gaye ve hedef olmamalıdır. Mü’minin gaye ve hedefinde sadece Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve hoşnutluğu bulunmalıdır. Eğer bir yola sülûk edilecekse, bu da mutlaka o yolun erkânını bilen kâmil bir mürşidin, bir muallimin gözetimi altında olmalıdır.. olmalıdır ve bütün cehd ü gayretlerin odak noktasında da hep rıza-i ilâhî bulunmalıdır.

Usûle riayet ile gayb âlemine muttali olmak “mârifet” adına şart mıdır? Ben kat’iyen buna “Evet” demiyorum. Onun için de böyle bir yolu denemeyi hiç düşünmedim, düşünmemeli de. Çocukluk döneminde az da olsa aklımın köşesinden geçtiği söylenebilir. Ne var ki, hiçbir zaman bu türlü düşünceler bende uzun ömürlü olmamıştır. Zira insan, Mevlâ’nın nazargâhı olan kalbine aksettirdiği hakikatleri, delilleri, vicdanında arayıp, vicdanında bulmalıdır.

114