Edremit-Avcılar’da kamp yapıyorduk. Bir ara kötü niyetli bazı kişilerin bu masum kampa baskın yapacağı şayiası duyulmaya başladı. İşte o günlerden birinde, öğle yemeğinden sonra “Ashab-ı Bedir”i okudum. Sırtımı çadır direğine vermiş oturuyordum. Biraz içim geçmişti -ki bu, eskilerin “Beyne’n-nevm ve’l-yakaza” (uyku ile uyanıklık arası) dedikleri hâldir- baktım tuğlu sancaklı, ellerinde mızrakları, okları, gürül gürül bir ordu, tarlaların olduğu tarafta duruyorlar. Birisi mi söyledi, öyle mi anladım, yoksa “Biz Ashab-ı Bedir’iz.” mi dediler bilemiyorum ama Ashab-ı Bedir’in geldiği kanaatine vardık. Ben öyle hayran hayran onları seyrediyordum ki, bulunduğum yer sanki birdenbire kale kapısı gibi bir şey oldu; ben söveleri kalınca tahtadan bu kapının verâsında durmuş onlara bakıyorum. Biri güç gösterme mânâsına elindeki demir kalemi53 öyle bir salladı ki, o kalın tahta kapıyı deldi geçti ve ben müthiş bir heyecanla uyandım.
Birkaç defa rüyamda Ashab-ı Bedir’i görmüşümdür. Kampta da öyle oldu. Hatta bir iki defa da rüyamda kendimi onların içinde harbe gidiyormuş gibi görüyor ve “Allah Allah! Ashab-ı Bedir’in içinde bulunuyorum ama, ben onlardan çok sonra geldim, nasıl olur da onlarla beraber olurum?” diye düşünüyor ve hayret ediyordum. Zannediyorum onların bazılarını seçebiliyordum da; ama kamptaki müşâhedemde fertleri tam seçemiyordum. Her hâlde sadece Hz. Hamza’yı tanıyabilmiştim.
Dipnotlar
- 53 Kalem, mızraktan daha küçük, elle atılan bir harp aletidir.