İçeriğe geç
“Medyûn O’na cemiyeti, medyûn O’na ferdi. Medyûndur O masuma bütün bir beşeriyet. Yâ Rabb mahşerde bizi bu ikrâr ile haşret!” M. Âkif

Bedir’e giderken ashabının kalbinde, buğu buğu Cennet tütüyor ve gözlerinde de Cennet yamaçları tülleniyordu. Çok iyi hazırlanmış ve huzur içinde oraya ulaşmışlardı. Vicdanlar O’na yönelmiş ve artık yollar, ister Medine’den Mekke’ye, ister Mekke’den Medine’ye gitsin, bundan böyle insanlığın önünde Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) vardı. Artık Emin’in emniyet ve güven dönemi başlamıştı.

Bir gün Adiy İbn Hâtim’e şöyle demişti: “Gün gelecek, (şimdi vahşetten, soygunculuktan, eşkıyanın ortalığı kasıp-kavurmasından şikâyet ediyorsunuz) Hadremût’tan, Hîre’den tek başına bir kadın kalkacak Mekke’ye, Medine’ye kadar gelecek ve hiçbir şeye takılmayacak.”68

İşte o dönem şimdiden başlamıştı bile. Çöldeki bu 20’ye yakın emniyet buudlu hareketleri, hem Bedr’in temellerini atmış, hem de bütün vahşetzedelere emniyet fısıldamıştı.

20’ye yakın bu hareketlerde hiç kimsenin burnu kanamamıştı ve hiç kimseye emniyetsizlik telkin edilmemişti. O’nun timleri yıldırım gibi her yerde kendilerini hissettiriyor; ancak geçip gittikten sonra, semadan, yıldırımı müteakip yağan yağmur gibi, rahmet olup iniyor ve sinelerde itminan hâsıl ediyorlardı. Zira geçenler, artık çölün çapulcuları değildi. Onlar Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) emin askerleriydi.. evet, bunlar güven timleriydi. Şekavete karşı, eşkiyaya karşı, anarşiye karşı, kargaşaya karşı, huzursuzluğa karşı ve güvensizliğe karşı güven timleriydi. Geçtikleri her yer, onlardan sonra buğu buğu rahmet kokuyor ve herkes, “Bu rahmet de nereden?” diyordu…

192