“Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini, habire ha sıkıştırıp, Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, o tevbeleri geri bırakılmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe etmeleri için onlara teveccüh buyurmuştu. Çünkü o, tevbeleri kabul eden ve merhametli olandır.”29
3. İtaat Şuuru
İtaat çok önemlidir. Ondan daha önemli olanı da, bedevi bir toplum içinde o itaat şuurunu geliştirmektir. Evet, o cahilî toplumda kimse kimseyi dinlemez ve kimse kimseyi kabullenemezdi. Ama O, deneye deneye onları öyle bir itaate alıştırdı ki, bir gün on sekiz yaşındaki bir çocuğu, içinde Ebû Bekirlerin Ömerlerin, Osmanların, Alilerin ve daha nicelerinin bulunduğu bir ordunun başına kumandan tayin ettiğinde, bir iki sesin dışında kimse sesini çıkarmamıştı…30
“Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın; başarıya ulaşabilmeniz için Allah’ı çok anın. Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz. Sabredin; doğrusu Allah sabredenlerle baraberdir.”31
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara da itaat edin!.”32
Sahabe arasında itaat öylesine gelişmişti ki, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), halife olmasına rağmen, Hz. Ömer’i (radıyallâhu anh) vezir olarak yanına almak için, genç serdar Üsame’nin yanına sokularak ona şöyle demişti: “Ey Allah’ın Peygamberi’nin tayin ettiği kumandan, serdar-ı a’zam! Müsaade edersen Ömer’i yanıma alıp devlet işlerinde çalıştırmak istiyorum.”33